Meryem’in Nisan Günlüğü

Meryem’in Nisan Günlüğü Meryem Çiçek Nisan 28, 2025 15 NİSAN 2025Kalp ağrısı sabah uyanınca ilk hissettiğinseVe gece yatmadan sabah geleceğini bildiğin…Herkesten öte o olur beklediğinAksatmaz, hep uğrarSana bu dünyada gurbeti yaşatırÇok enteresan, ince ağrıKendini gülüşlerle yaşatıyorAcıyla dolup, heyecanla içinden atmaya çalışmakÇok büyük tezatYahut uyumun ta kendisiYanarken etraf serinmiş gibi davranmakSahi kalbim ve karnımNe iyi arkadaşlarsınız sizAcı birinizden diğerine akıyorHiçsektemiyor 16 NİSAN 2025Bugun bir sarkidan dizeleri dinlerken aksam, gunlugume yazarim dedim: “Hiç faydası yokAldığım ilaçlarınBana sen lazımsınSen lazımsın, sen…”“İyi değilim benHiç iyi olmadım” Bir de şiirin dizelerini dinlerken, günlüğüme yazarım dedim: “Sevgim acıyorKimi sevsemKim beni sevse Eylül toparlandı gitti işte Ekim filan da gider bu gidişle Tarihe gömülen koca koca atlarTarihe gömülür o kadar” O yüzden kalıcı bir şeye tutunmalı insan Tüm şiirler şarkılar aynı arayışta sanki. Daha anlamlı ve gerekli olduğunu düşündüğüm şeyleri dinlemediğimde kendimi teselli etmek için şarkılardan, şiirlerden anlam çıkarmaya çalışıyorum, bazen. Adını beğendiğim de bir şarkı var…“Taşıdığım kadar varsın…”Bir de şöyle düşünebilirim: “Taşıdığın kadar varsın…” Bu bayrağı taşıdığın kadar bir anlamı var, var olmanınBu yükü kabullenip, bir de ben el atayım dediğin kadar…Elimden bir fayda gelmez, ama ben denemeye muhtacımBen bu yüke kurbanımDemek gerekDemesi kolay Yapması olasıya zor, dönemeçli, ızdıraplıEn zoru daHerkesin tersini söylüyor olmasıHerkesin yükünü hafifletmeye çalışmasıOysaki aynı yükle yüklenmek dünyayı güzelleştirecek olanYangını söndürmek değilBeraber yanmak aşkVefa, sadakat…Dertleşmek değil, aynı dertle dertlenmekDerdi yalnız O’na şerh etmekYine boyumdan büyük laflarBoynumu aşan sularHer gece uyuyabilen bir insan içinBoğazından lokma giren insan içinUtanç verici Bu nutuklarHer ne de olsa Doğruyu söylemek lazımBelki bir gün doğru olabiliriz… 17 NİSAN 2025En azından bir cümle demiştik.Bu sefer çok söyleyeceğim bir şey yok, olanlar da az robotik.Dün 5i gece uyudum, 8.30 daki dersim için 7.40 gibi kalktım, sonra uyuyacak vaktim olmadı ilk okula gittim ders, lab, ders ve dersten sonra istişareye ancak yetiştim. Oradan eve geldim ve bir iki şey yapıp ev programı yaptık, konuşmak isteyenlerle bir iki şey konuştuk vs derken gün bitti. Hızlı geçiyor günler. Üniversitede son yılım bitmek üzere. Birinci yıldaki halime şu zamanları anlatsalar asla inanmazdı herhalde. Hayat enteresan. Ölecekmişim gibi normalde yapmaya cesaret edemeyeceğim şeyleri yapıyor, söylemeye cesaret edemeyeceğim şeyleri söylüyorum. Sanki okulun son yılı son yılımmış gibi davranıyorum. Her şeyin bir sonu olduğunu bilmek insanı böyle yapardı demek, şu dünyadan da gideceğimizi gerçekten bilebilsek. 18 NİSAN 2025Komik biten bir gündü. Öğrencimin ailesinin gerçekten garip anıları var. İlk defa laser tag oynadım ve çok hırslı bir insan olmadığım için hiç eğleneceğimi düşünmedim, hatta girmemeyi düşündüm ama oyun başlayınca her şeyi unuttum gayet iyiydi. Onun dışında ilk defa sineğin karnını dışeke ettim, türkçesi garipmiş bu işlemin. Ama başım ağrıyor bu ara mikroskoba bakarken ve fazla odaklandığım için fiziken daraldım, çünkü bir buçuk saat falan oturup dört tane yarı başarılı mide çıkardım ancak. O kadar da öğrenmek istiyorum diye hocaya demiştim. Neyse yapacak bir şey yok kendi topuğuma sıktım ama en azından yeni bir şey öğreniyorum, sanırım önemli olan bu. Bu hafta boyunca maksimum yarım saat ödev yapabilmişimdir. Dersin yüzüne bakamadım derse gitmek dışında. Sanırım son üç haftadır falan böyle… İnşallah toparlarım sınavlar daha yaklaşmadan. Hiçbir şeyi aksatmadan ilerletmek istiyorum hayatı… Bakalım. 19 NİSAN 2025Vaktinde yazamadım. Bir sonraki günden yazıyorum. Dün gece uyumaktan çok olduğum için yapacağım bazı şeyler aksadı, bununla birlikte. Hatırladığım kadarıyla uyandım, bir şeyler okudum birkaç saat, evdekilerle kahvaltı yaptık, bi toplantıdan sonra M’lere gittim, biraz ödev yaptık, video çektim, oradan çıkıp liseli bi arkadaşın doğum gününde müzik çalmak için doğum gününün olduğu mekana geçtik M ile. Hayatımda doğum günü için o kadar hazırlık görmemiştim. Çok tatlı bir kız, yaşına göre de çok olgun. Sanırım olabildiğince arkadaşını bir araya getirmek için ve vakti zayi etmemek için baya hazırlık yapmışlar. Mozaik ile lamba tarzı bir şey yaptık doğum gününün parçası olarak. Aslında o sırada bilgisayarda işlerimi yapacaktım ama herkesin adına sandalye ve kit hazırlamışlar ve ben kenarda oturunca fark edip çağırdı arkadaş. Ben de yaptım öyle. Hazırlığın seviyesi o derece yani. Neyse, toplu ortamlarda o bazen nereden geldiğini bilmediğin birden bastıran enteresan hiçlik ve boşluk hissi dışında güzeldi. Enteresan. Neyse oradan eve gelince olduğumu zaten sanırım söylemiştim. Hüsn-ü zan yaparak, 5 den sonra pek uyumamama vereceğim ama bence psikolojik. 20 NİSAN 2025Bildiğini sever insan. Bilselerdi, yapmazlardı. Bilsem… 21 NİSAN 2025Güzel. Sabah yine dünü yazıyorum, inşallah alışkanlık haline gelmez. Sabah erken gerçekten konusunu sevdiğim bir ders vardı, hocaya dua ediyorum iyi bir insan gerçekten. Ders formatı da doktora dersleri gibi, okuyup geliyoruz ve derste okuduklarımızın üzerine soruları beraber tartışarak cevaplıyoruz gibi. Hoca bize tek yönlü ders anlatmıyor yani, akıcı ve aktif bir şekilde interaktif ve konular güzel. Dersten sonra öğleden sonra 1’e kadar dışarıda Neurobio’dan hocanın dediği notları geçirdim deftere, 1.30 saat falan sürdü sanırım git gel falan saymazsak. Geçmiş üç haftaya göre oturup çalışabilmiş olmam büyük başarı. Bir konunun yarısı anca bitti ama :). Sonra laboratuvara gittim ve 4.40’a falan kadar oradaydım. Bu sefer başım ağrımıyordu ve 2-3 saat falan aralıksız mide diseke edebildim! Postdoc nasıl floresan mikroskopla resim çektiğini gösterdi ama o makinayı bana tek başıma kullandıracaklarını sanmıyorum, çok hassas 🙂 Ve bize ait değil. Hem 15 dkdan önce kapatınca bozuluyormuş, 1.30 saatten fazla sürerse de iyi değilmiş vs vs. Son bir ayımda riske girdireceklerini sanmam. Oradan ancak bir görüşmeye yetiştim 5’de bir ablamın evinde, E.R.’la geleceğini konuştuk 2 saat. Sonra Erguvan toplantımıza girdim arabada eve dönerken. Bizim evdeki kızlardan Reyhan’ı okuldan aldım ve eve dört dakika kala araba durdu… Gerçekten saçma bir yerde sağa çekmem gerekti. VE YARIM SAATTİR NE ANLATIYORUM ben çünkü günlüğü sırf bunu anlatmak İçin açmıştım ve ne diyeceğimi unutup güne başından başladım. Gerçekten… hafızam… Neyse. Kenara çektik, benzinim normalde en alt çizgiden düştüğünde hemen bitmiyor ben de günüm biraz bir yerlere son dakika yetişerek geçtiği için, onun dışında da arabam hakkında boş vakitlerimde düşünmediğim için benzini doldurmayı ihmal etmiştim. Yani zaten bu seviyedeyken bitmiyor, kısa mesafedir diye diye… Reyhan baya bi eğlendi 🙂 Sayesinde ben de stres yapmak yerine eğlenebildim. Evdeki kızları aradık. Çok şükür dediğim gibi eve dört dakikaydık. (Bu arada bunların hepsi toplantı sırasında oluyor, kameramı kapatmıştım sonra da çok şükür molaya girdik). Onlar da yarınki sınavlarına çalışıyorlardı, işi gücü bırakıp geldiler bi yirmi dakikaya. Günlerine değişiklik katmış, öyle
Şükûfe’nin Nisan Günlüğü

Şükûfe’nin Nisan Günlüğü Şükûfe Nisan 28, 2025 15 NİSAN 2025Bu sabah ablam aradı. Tost yap geliyorum, kahvaltı yapalım dedi. Eve geldiğinde ona yaptırdım tostu. Küçük kardeş olmak bunu gerektirir çünkü. Akşama doğru hava bulutlarla kaplandı. Kapkara bulutlar. Perde gibi örttü gökyüzünü. Sonra Nisan yağmuru döktürdü. Ardından bir gökkuşağı çıktı. Her yağmurun bitişinde bir gökkuşağı çıkar ya, “bir umut var” der gibi, bu da öyle bir gökkuşağıydı işte. Güneş battıkça gökyüzü pespembe oldu. Pamuk şeker gibi. Çünkü pamuk şekerden bir dünya…hayal etmesi hiç zor değil. Günün şarkısı: Yağmurun Damlalari – Resul Dindar 17 NİSAN 2025 YILDIZLI BIR GECEDE Semâ bize seslenir;Kalma, gel, işkencede!Ruhumuz ebedîdir;Bunu duy, tek hecede! Ömür ki, bir kurak çöl,Onu tek bir güne böl;Şebnem gibi doğ ve öl,Yıldızlı bir gecede!.. Necip Fazıl Kısakürek (1928) 18 NİSAN 2025Bugün markette bir teyze ile karşılaştım. Teyze bana “Hayat çok hızlı geçiyor, olan olayları yazmazsan bir kenara, ileride unutabilirsin” dedi. Haklı. Bu günlük yazılarını yazarken yazımı da çok geliştiriyorum bence. Normalde kaç kere günlük tutmaya başlayıp 2. Günü getiremediğim olmuştu. İnşallah bu sefer farklı olur. Bu günün şarkısı da bu olsun: Yangınlı Şiir – Emir Can İğrek 19 NİSAN 2025Yılın ilk baharı geldi. Kızlarla piknik yapmaya gittik bugün. Birkaç kişi uçurtma uçuruyordu. Keşke bizim de olsa da biz de uçursak dedim. Ama hiç eğlenerek uçurmuyorlardı. Öylece gökyüzünü izliyor, düşüncelere dalıyorlardı. Aklıma geldi. Çocukken pek düşünmezdi insan. Eğlenmeye bakardı sadece, yaşamaya, doyasıya oynamaya. Şimdi herkes düşünuyor.. Düşüncelerde kayboluyor.Bu günün şarkısı da bu olsun: Düşünme Kaybolursun – No Land 21 NİSAN 2025Hadi Seker Portakal’indan tefeul cekelim beraber.“..Peki su Minguinho kim, daha önce hiç duymamistum?”“Minguinho demek Xururuca demek.”“Yani Xururuca demek Minguinho demekse Minguinho demek de Xururuca demektir. Elde var sifir.”“Minguinho benim seker portakal fidanimin adi. Icimin sevgiyle doldugu zamanlarda ona Xururuca da derim.”“Demek ki Minguinho adl bir seker portakal fidanin var.”Herkese bir Xururuca lazim su hayatta. Derdini anltabilecegin, yargilamadan dinleyen, oyunlar oynayabilecegi bir seker portakali olsun ister herkes. 22 NİSAN 2025Okuldan gelince bahçeyle uğraştık ailecek. Otları, taşları temizledik. Toprakla uğraşmak çok rahatlatıyor. Hem fiziksel, hem de psikolojik anlamda. Ailecek yapmamız da hoşuma gitti. Baya yorulduk ama eğlendim. Gün batımı çok güzeldi bugün. Bahçede ateş yakacaktık normalde ama yarın yakarız dedi babam. Yarın görüşürüz.Akşam durup durup kafamda bu şarkı çaldı: Akşam olur karanlığa kalırsın – Eylem Aktaş 23 NİSAN 2025Bugün seramikte bir şey yapasım yoktu pek. Hocama yardım ettim daha çok. Seramik fırınını boşalttım. Sonra sırlanmış seramikleri koyduk pişsinler diye. Eğleniyorum bu tür atölye işlerinde. Hocamı da çok seviyorum.Seramikten sonra film analiz dersine gittim. O hocamı da çok seviyorum. Zaten okul bitince bir tek o hocalarımı özleyeceğim. Sherlock Holmes’a başlayacaktık bugün. Ben de mısır patlatabilir miyiz diye sordum hocama. Bizim için gidip mısır patlattı 🙂 Çok seviyorum diye boşuna dememiştim. Neyse gün daha bitmedi ama sabredemeyip erken yazdım bugün. 25 NİSAN 2025Selam. Seramik hocam 2 gündür çok mutsuzdu. Ben de ona sürpriz yapmak için arkadaşımın tatlı almasını istedim. Çok mutlu oldu. Hiç beklemiyordu.Ve bugün fırından sıcak sıcak su çeşmem çıktı. Çok hoşuma gitti her şey. Hemen çalışıyor mu diye denedik. Az uğraştan sonra çalıştı. Odamda masama koyacağım. Bugün güzeldi.Akşam ablam eve geldi. Annemler işteydi hâlâ. Annem makarna yap dedi bana. Ben tam yapacaktım, bir baktım ablam patates doğruyor. Ama baya kötü kesiyordu patatesleri. Yemekler pişti de, benim çıkmam gerekti, ne makarna yiyebildim ne patates. 27 NİSAN 2025Bugün N’nin resim yarışması için yaptığı resim galerisine gittik. Beraber gitmemiz çok hoş oldu. Büyüdüğünü böyle anlarda anlıyor insan. Arabayla seyahat edince, ailensiz bir yerlere gidince, büyüdüğümüzü bir daha anlıyoruz. Giderken çiçek aldım N’ye. Çok mutlu oldu. Program da çok güzel geçti. İyi ki beraber büyümüşüz. İyi ki beraber büyüyoruz.Akşama doğru R’yi aldık. Sonra kahve alıp sahile çektik arabayı. Gün batımı çok güzeldi. Her zamanki gibi. Ama bugün her zamankinden bir tık daha güzeldi sanki. Sonra ablam gelip sürpriz yaptı bize. Oturup sohbet ettik biraz. Bugün mutluydum. Böyle günleri seviyorum. Böyle günler de beni seviyordur umarım. 30 NİSAN 2025Bugün çok ateşim çıktı okulda. Eve gider gitmez yattım. Ateşten yanıyorum ama battaniyenin içinden de çıkmak istemiyorum. 2 saat kaldım öyle. Uyuyamadım da pek. Okulda maça çok gitmek istiyordum. N yazdı annesi izin vermis. Hemen çıktım yataktan. Yüzüm bembeyaz. Bazen kendimi düşünmüyormuşum gibi hissediyorum. Ya da önceliklerim farkli belki de. Bu arada 1 ay kaldı okulun bitmesine. Son günler daha güzel geliyor. Bir şey kaçırmak istemiyorum. Oöyle işte.. Bu ara biraz boşlukta gibiyim sanki. Arkadaşlarınızla paylaşmak için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Yıldızlar, Kız Kulesi ve Sen Bir Akşam, Gönlüme Gelen.. Sizsizken Ben
Miranda’nın Nisan Günlüğü

Miranda’nın Nisan Günlüğü Miranda Nisan 28, 2025 15 NİSAN 2025Bugün yağlı boya dersimizde herkes dışarı çıktı. Manzara çizmek ve boyamaktı konumuz. Baktık ağaçlara, toprağa, göğe. Kuşlara baktık, yağmuru kokladık. Doğayla iç içe olmak ve baktığımız her yerdeki güzeli bulmak… Sanatçı olmak. 18 NİSAN 2025Geceler ne çabuk geliyor öyle. Karanlık ne hızlı kaplıyor ortalığı. Bugün fark ettim, düşünmekten vazgeçtiğim ne çok şey var öyle: Bahar, çiçekler, karanlık, uyku, hayat… Hepsi, hepsini düşünmeyi bıraktım. Hepsi beni bıraktı. Yazmayı da bıraktım mesela. Yazmak güzeldi oysa. Oysa yazmadan insan, karanlık geldiğinde nereye çeker gideri? Yazmadan insan nasıl yaşardı ve arabada giderken gördüğü binlerce ağacın fısıltısını nereye söylerdi yazmasa. 21 NİSAN 2025Bütün gülümsemeler bir gülümsemede saklı. Bütün aşklar bir kalpte. Bütün diller bir dilde saklı, bütün susuşlar bir susuşta. Bütün renkler bir renkte saklı, bütün hayaller bir hayalde. 23 NİSAN 2025Dersim erken bittiği için kırmızı bir koltuğa oturdum sarı kapılı bir sınıfta. Bahar geldi. Dışarısı ılık. Ama Bahar sanıldığı kadar neşeyle gelmiyor. Nedense kış hep daha güzel, kış hep daha özel. Yazın o durağanlığında sanki ben de durağanlaşıyorum. İnsanlar yaz gelse de soğuk. Kelimelerim bile öyleler. İnsan her hissettiğini yazamıyor. Ya da belki artık yazmak isteyecek kadar kendini anlatmak istemiyor. Mesela tam manasıyla anlaşılan bir insan, yazma gereği duyar mıydı? Klimadan gelen ses her zamanki gibi tıkır tıkır tıkır. Yazın geceler de farklı oluyor. Mana yazın azalıyor, uzaklaşıyor: en azından benden. Belki de insan yine unuttuğundandır. Okumam lazım biraz, bir makale bitirdim Profesörümün hiç ilgimi çekmeyen giriş konuşmasında. Sonra dedim ki, ne çok zaman var boşa harcadığımız. Bu hayatta boş kalabilen tek yaratılış, zannederim ki insan. 27 NİSAN 2025Istırap gibi geçen bir günün sabahından yazsaydım sana, böyle olmazdı. Ama sana ıstırap gibi geçen sabahını yine merhametinden güzele bırakan ışığın koynundan yazıyorum. Bu ışık,aşığı olduğum tek şey. Sahi, ne zor şey yaşamak. Bu ışık olmasa, insan neden yaşar? Lakin biliyorum ölüm var, ölümün koynunda da bu ışık var. O yüzden korkmuyorum, ne ölmekten, ne de bir ışığı sevmekten. Bugün okuduğum kitapta şöyle yazıyordu “Üstüne rüyalarının mabadı serpilmiş salepten yudum yudum içerlerdi.” Rüyalarının mabadı … İşte öyle rüyalarım var, hayallerim var arkasını bir salepin üstüne ufalayıp içmekten korktuğum. Çünkü ben o rüyalarla bir umut pişirmek istiyorum, kırıntıları sevmek olan. “Kendisi bir sandalyeye çöktü. Bol bol, sessiz bir yağmur gibi ağladı.’’ bugün yaptığım gibi. Bugün yağmurun da benim de yaptığımız gibi. Pencerem açık uyuyorum artık, dışarının ılık havası sabahları tüm ormanın kuşlarını odama getiriyor. Kuşlarla uyanmak garip şey doğrusu. Yüklerinin içine lavanta şilteleri koyup yatıyorlardı okuduğum kitapta. Bu bana annemi hatırlattı. Valizimin birinden çıkan lavanta şiltesini koklayıp ağladığım da olmuştur belki, belki de sadece öyle olduğunu hayal ederek açtığım bir valizim vardır. Ben gerçekten, valizlerimden birinde Türkiyenin kokusunu saklıyorum. İçini açtığımda buram buram Türkiye kokuyor. Sırf o yüzden kullanmıyorum. Ve her açtığımda bol bol ve sessizce ağlayan bir yağmur olmamak için kendimi zor tutuyorum ‘‘Ölümün karşısında ne yapsak muvaffak olmuş bir aktörden farkımız olmayacak.’’ Arkadaşlarınızla paylaşmak için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Son Samuray (The Last Samurai) Ekim Kütüphanesi Yolculuğun Mayası: Izdırap
Gün Olur Asra Bedel: İnceleme

Gün Olur Asra Bedel Dilara Özdemir Nisan 15, 2025 Kitap Özeti Cengiz Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel adlı romanı, uçsuz bucaksız Kazak bozkırlarında geçen derin ve dokunaklı bir hikâyeyi anlatıyor. Demiryolu işçisi Yedigey, yakın dostunun cenazesini ata mezarlığına götürmek üzere yola çıkar. Ancak bu yolculuk, sadece bir defin görevi değil, aynı zamanda hatıralarla, halkının geçmişiyle ve modern dünyanın dayattığı değişimlerle yüzleştiği bir iç hesaplaşmaya dönüşür. Aytmatov, anlatısında gelenek ile ilerleme arasındaki gerilimi işlerken, mitolojiyi ve gerçeği ustaca harmanlıyor. Bozkırın sert doğası, insanların yaşam mücadelesi ve kadim değerlerin zaman içinde nasıl değişime uğradığı romanın ana eksenini oluşturuyor. Beklenmedik bilimkurgu unsurlarıyla da zenginleşen hikâye, insanlığın kökleriyle bağını ve evrendeki yerini sorgulayan derin bir anlatıya dönüşüyor. Duygusal olduğu kadar düşündürücü de olan bu eser, hem bireysel hem de toplumsal dönüşümün izini sürerken, okura zaman ve mekânın ötesinde bir yolculuk vaat ediyor. Yazarın Biyografisi ve Ödüller 12 Aralık 1928’nde Kırgızistan’da doğan Cengiz Aytmatov, aslında eğitimini Bişkek’te Veteriner Fakültesi’nden tamamlasa da 1952’de yazarlık kariyerine gazetecilik yaparak başlamıştır. Dağlar ve Steplerden Masallar adlı öyküsüyle 1963’te, en genç Lenin Ödülü’nü alan kişi olurken ünü yayılır. Aytmatov, Kırgızca ve Rusça olarak kaleme aldığı eserlerinin çoğunda tema olarak aşk, dostluk, savaş döneminin acıları ve kahramanlıkları ile Kırgız geleneklerine değinmiştir. Eserleri Türkçe dahil 150’den fazla dile tercüme edilerek milyonlarca baskıya ulaşmıştır. Son yıllarda politikaya da atılan Aytmatov, milletvekilliği ve büyükelçiliği yapmanın yanı sıra uluslararası diyalog projelerine de katkı sağlamıştır. Cengiz Aytmatov, böbrek yetmezliği sonucu tedavi gördüğü hastanede 10 Haziran 2008 günü Almanya’da hayatını kaybetmiştir. Kitabın İncelemesi Sarı Özek’in Bozkırında geçen bu kitabın her satırında, sanki Sarı Özek’e yerleşmişsiniz, her gün gelip geçen trenleri izleyip onlara el sallıyormuşsunuz, hatta soğuktan ruhunuz bile etkileniyormuş gibi hissediyorsunuz. Kazangap’ın ölümüyle başladığında hikayenin onun ile alakalı olduğunu düşünseniz de aslında ana karakterimiz Yedigey’in yolunun Sarı Özek’e düşmesinde sadece bir aracı olduğunu öğreniyorsunuz. Kazangap’a kendi çocuklarından daha çok evlat, kardeş ve arkadaş olan Boranlı Yedigey, onun cesedini öylesine bir yere gömmeye razı olmuyor ve vasiyeti üzerine Ana Beyit mezarlığına gömmek üzere bozkırın üzerinde uzun bir yolculuğa çıkıyorlar. Bu kafile ölülerine veda etmek için son yolculuklarına çıkarken, aynı anda uzayda bir yerlerde Amerika ve Rusya’nın bir araya gelerek kurduğu uzay istasyonundaki pilotlardan bir haber alınamıyor. Gizli olan bu görevi radyolarda konu almadan bir roket gönderiyorlar ve uzay üssüne çok yakın olan Sarı Özek’teki Yedigey bu roketin kalkışına şahit oluyor. Biri Amerikadan, biri Rusya’dan kalkan bu iki roket, uzay üssünde buluşuyor ve eski iki pilotun bıraktığı mektubu buluyorlar. Gelen sinyallerle evrendeki tek canlıların insanlar olmadığını keşfeden bu pilotlar, onlarla iletişime geçmek için Dünya’ya hiçbir haber vermeden bu mavi saçlı uzaylıların uzay gemilerine binip onların gezegenine gidiyorlar. Savaşın ne olduğunu bilmeyen bu topluluğun birlikte huzur içinde yaşadığını bildirseler de Dünya’dakiler, insanların bu uzaylılarla tanışmaya hazır olmadıklarına karar verince pilotların geri dönmelerini yasaklıyorlar. Bencillikle verilen bu karar bana kalırsa Orman-Göğsü gezegenindeki bu uzaylıları kurtarıyor. Çünkü savaş sonrası geçen bu kitaptaki karakterlerin tecrübelerini de göz önüne alırsak, insanlığın bu barış fikrine uyum sağlayamacağını görürdük. Savaşı algılayamayan Orman-Göğüslülerin yanında Dünyalılar, bu barışı algılayamazdı. Detaya giremeyeceğim kadar canice olan mankurtluğu da anlatıyor kitap. Nayman Ana’nın oğlunu kaçıran eşkiyalar onu da mankurtluğa kurban ediyorlar. Hafızalarını ve kişiliklerini kaybetmeleri sonucu mankurt olan oğullarından vazgeçen ailelerin aksine Nayman Ana oğlunu bırakamıyor. Nayman Ana, Ak Maya adlı herkesin gücüne hayran olduğu devesine biniyor ve oğlunu aramak için yollara düşüyor. Ama oğlunu ondan çalan eşkiyalar kavuşmalarına izin vermiyorlar ve Nayman Ana, kendi oğlunun elinden ölüyor. Kazangap’ın gömülmesi için yola çıktıkları Ana Beyit mezarlığı, Nayman Ana’nın oraya gömülmesiyle ortaya çıkmış oluyor. Sarı Özek’e yolu düşüp de orada tutunamayan insanların çoğu gelip geçerken Boranlı Yedigey ve ailesi vatanlarında kalamayınca oraya yerleşiyorlar. Öğretmen olan Abutalib ve ailesi de siyasi sebeplerden dolayı yaşadıkları yeri bırakmak zorunda kaldıkları zaman Sarı Özek’e geliyorlar. Çocuklarına çok düşkün olan Abutalib adeta onlar için yaşıyor. Geçimleri için uğraşmadığı saatlerde çocuklarının eğitimiyle ilgilenen Abutalib, Yedigey’in çocuklarıyla da ilgileniyor. Alıntılar “Kaldı ki burası dünya. Burada bir şeyler hep yarım kalacak.” “Oysa düşünmek, her zaman acı veren ağır bir iştir.” “Gitmekle kendinden kaçıp kurtulacağını mı sanıyorsun?” “Herkes gidebilir, herkes kaçabilir ama herkes kendine hakim olamaz, herkes kendine karşı zafer kazanamaz.” “Asıl güç olanı, kendi güçsüzlüğünü, umutsuzluğunu belli etmemekti.” Arkadaşlarınızla paylaşmak için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın The Pianist Sanat Nedir? Mercedes Benz Müzesi
Olmak Ve Ölmek Arasında Bir Mutabakat

Olmak Ve Ölmek Arasında Bir Mutabakat Nemocuuk Nisan 8, 2025 Oldun bile! Öldün, ve oldun. Olanlar ölür mü? Ölenler olur mu? Mürekkep döküldü kağıda. Oldu mu, öldü mü? Her ölüm bir oluş Her oluş, bir ölüm müdür? Mevt mevte bu kadar yakınken Hayat, nurunu nerede bulur? Nerede kaybeder? Kaybeder mi? Nur, sonsuz; Sonsuz, nur değil mi? Nurları nurlandıran değil mi? O zaman nurlar içinde yatmak için Ölmek, ölebilmek gerek. Gerçek ölenler, gerçek olanlar Asla ölmeyenlerdir. Gerisi ne gerçek, ne de gerçek.. Ne gerçek ola, ne gerek ola… Asıl ölenler olamayanlardır muhakkak. Aslolansa ölmemek, ölmeyen olmaktır. Aşık olabilmek. Neden? Aşıklar ölmez de ondan. Ölen ne? Bilmem. Olan ne? Bilmem. Bilmek ne? Bilen ne? Bilene? Bilmem. Aya bakar bazen insan. Aşk’ı görür. Ay, on dördünde aşkı anlatır insana Parıl parıl bir hayat Parıl parıl bir ölüm Parlar insan bir gece ay ışığında Belki de hayat parlar ona O da yansıtır hayatı gözlerinde İnsan, ayna olmaktan başka ne işe yarar ki zaten? Ve ben, bu satırları yazamıyorum. Helal(!) bana… Ölümün gerçeğini İtiraf edemiyorum Ne kendime, Ne de dünyaya. Ölüm, acı bir olgu. Benimse ellerim kollarım bağlı. O vakit gelene kadar Yaşamaya devam. Yaşamak da bir garip olgu Ona bakılırsa. Ne kendini, Ne de yaşamayı bulamamış Bir insanoğlu şu ben dedikleri. Neden yaşamaz insan? Neden ölmez? Neden yaşamayı da ölmeyi de ciddiye almaz insan? Neden hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar? Neden hiç yaşayamamış gibi ölür? İnsan olmanın hakkını veren Ölmez mi gerçekten? Ölüm ne? Bir terk-i diyar. Ne adem Ne elem. Ne diyelim Canımız sağ olsun. … Bir kan damladı defterime Bir kan, uzaklardan Bir kan, aşka kanan Bir kan, ey gönül, bari sen uyan Arkadaşlarınızla paylaşmak için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Gecikmeli Varış Okyanus Etkisi Son Samuray (The Last Samurai)