Düşüncelerin Ağzı Var

İnsanların düşündükleri şeylerin otomatik olarak ağızlarından çıktığını düşünelim. Dünyada ne kadar büyük bir kaos olurdu sizce? Bundan dolayı belki de düşündüğümüz şeyleri içimizde tuttuğumuz yere, iç dünya demekteyiz. Kulağa basitçe anlamlandırılan bir terim gibi geliyor ama öyle olmadığı kanaatindeyim. İç ve dünya. Sadece senin bulunduğun, kimsenin karışamadığı özel bir yer. Ya kral sensin, ya da en büyük şeytan.

Ve hepimizin dışarıya yansıttığı karakter, aslında iç dünyalarımızın nasıl inşa edildiğiyle alakalıdır. Kimileri aceleyle konuşur; kimileri gergin, tembel veya küfürlüdür. Ağzından ne çıkacağını bilemez. Konuşmalara lap diye girer ve kendi çizgilerini koruyamaz. İç dünyasında şeytan tohumu vardır. Kendini eğitememiştir.

Kimileri ise yaprak kadar hafif, sabırlı ve anlayışlıdır. Önem verir. Dikkat eder. Çünkü iç dünyası da öyledir. Kimilerinde ise kaos hâkimdir. Volkanlar patlar. Sürekli gelen düşünce silsileleriyle boğuşur. Niyeti ve kendisi iyidir belki; ama geçmiş travmaları onun iç dünyasını harabeye çevirmiştir. Dışarıdaki açık dünya, onun korkarak deneyimlediği ve asla tatmin olamadığı, adlandırılamayan bir terör alanıdır sadece.

Günümüz dünyasında maddi olarak bir şeyler elde etmek mümkündür ve nispeten bir sisteme sahiptir. Meslek edinmek, okumak veya ticaret yapmak bunun genel ve kabul görmüş örneklerindendir. Ne yapacağın, nasıl ilerleyeceğin aşağı yukarı bellidir.

Fakat iç dünyada herhangi bir sistem yoktur. Patron sensindir ama ortada çalışan yoktur. Denetleyen sensindir ama denetlenen de sensindir. Terapiye gitmek ya da ilaç tedavisi almak bazı kapıları aralayabilir; fakat sorunları yüzde yüz çözmeyebilir. Çünkü insanın kendisini manipüle etmeye başladığı ilk yer, yine kendi iç dünyasıdır.

Bir insanın kendi iç dünyasını kontrol edebilmesi için, önce kendini tanıması gerekir. Kendini tanımadan kontrol etmeye çalışmak; karanlık bir odada, neye ait olduğunu bilmediğin düğmelere basmaya benzer. Işığı açmadan düzen kurmaya çalışırsın. Ne kırdığını, neyi onardığını bilemezsin. Bu yüzden çoğu insan iç dünyasında sürekli aynı döngülere girer; aynı hataları farklı isimlerle tekrarlar.

İç dünya, insanın en az tanıdığı ama en çok yaşadığı mekândır. Orada zaman farklı akar. Bir an çocuklukta donup kalırsın, bir an hiç yaşanmamış bir geleceğin yükünü sırtında hissedersin. Dışarıdan bakıldığında “normal” görünen bir insanın içinde, yıllardır kapatılmamış odalar, kilitli kapılar ve konuşulmayan sesler olabilir.

İnsan çoğu zaman kendine karşı dürüst değildir. Çünkü iç dünyada dürüstlük cesaret ister. Bastırmak, ertelemek, yok saymak daha kolaydır. Zaten düşünceler dile dökülmüyorken, kime ne zararı olabilir ki? Oysa her bastırılan düşünce başka bir yerden sızar. Bazen öfke olur, bazen ilgisizlik. Bazen tembellik diye adlandırılır, bazen “karaktersizlik”. Halbuki mesele çoğu zaman karakter değil, taşınamayan bir zihinsel yüktür.
İnsan kendini eğitemez demek belki ağırdır; ama kendini tanımayan bir insanın kendini eğitmesi de mümkün değildir. İç dünyayı düzenlemek, bir evi toplamak gibi değildir. Daha çok yıllardır kimsenin girmediği bir depoya ışık tutmak gibidir. Toz kalkar, göz yakar, insanı geri adım attırır. Bu yüzden birçok insan kapıyı hiç açmamayı seçer. Sessizliği huzur sanar.

Düşüncelerin ağzı olsaydı, belki de bu kadar rol yapamazdık. Kim olduğumuzu saklayamazdık. Ama belki de o zaman birbirimizi daha iyi anlardık. Çünkü herkesin içinde bir karmaşa olduğunu, herkesin bir şeylerle savaştığını duyardık. Belki yargı azalırdı. Belki sabır artardı.

İç dünya düzensiz olabilir; ama bu onun değiştirilemez olduğu anlamına gelmez. Sistem yoktur, evet. Ama farkındalık vardır. İnsan kendi içindeki kralı da şeytanı da tanıyabildiği gün, ikisini de yönetmeyi öğrenir. Susturamaz belki; ama yönünü tayin edebilir.

Düşüncelerimizin ağzı yokken bile, hangilerini dışarı çıkaracağımıza bilinçli şekilde karar verebilmek, belki de insanın kendine gösterebileceği en olgun davranıştır.

Arkadaşlarınızla paylaşmak için...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir