Meryem'in Ekim Günlüğü

10 EKİM 2025

Bazen, ilk kez bakmak lazım
Bazen, ilk kez bakıyormuş gibi bakmak lazım
Belki de
İlk kez bakıyormuş gibi,
Bakmak lazım
Bir şeylerin değer kazanması için
Bir şeylerin değerini hatırlamak için
Değer bilmek için
İlk kez
İlk
Bakmak lazım.
Bakmak lazım…

 

14 EKİM 2025

Zaman hızlı, zaman yavaş.
Kendine takılıyor insan…
Hayat değişmeyecek
Belirsizlikle yaşamayı öğrenmeli, belli olana sabretmeli..

Zaman hızlı, zaman yavaş
Yapmak istemekten yorulduysan, olmak istiyorsan..
O kadar olmak ki olduğunu unutmak
Düşünce hızlı, hayat yavaş
Hayal hızlı, hayat yavaş..
Uymayan parçalar aklımı başımdan alıyor
Yüreğimi kalbimden
Yüz kere deneyince girmez yanlış yere ait parça
Neyi yüz kere deneyeceğim, neyi nerede bırakacağım
Bilmiyorum
Denge sakin, denge hoş. Denge insanda bi tebessüm.
Orta yolda olmak istiyorsa insan
Olamıyorsa bir türlü
Olmalı işte bir kimse, ve olmasını istediği şey uğruna olmalı olacaksa
Ne doğru, ne yanlış?
Bilmek de zor bilmemek de
Bildiğini zannetmek de zor, bilmediğini bilmek de
Bir yol seçmek gerek
Seçmek lazım gülen yüzüm, ve ağlayan içim
Seçtiğine de sebat etmek
Bilsen de bilmesen de
Bildiklerinle ve bilmediklerinle
Zaman hızlı, zaman yavaş
Sonu gelecek, bir perdeleri aş
Zaman hızlı, zaman yavaş
Ne uyku ne de aş
Zaman hızlı zaman yavaş
Nolur ruhum bedenimi aş
Nolur ruhum, bedenimi aş
Zaman hızlı ama şu an yavaş
Bazı eğri, bazı büğrü, ama bu tepelerde dolaş

 

15 EKİM 2025

Ya iyi ya kötü
Ortası olamıyor insan
Ya uzak ya yakın
Ortası olamıyor, inan

Ya sen, ya herkes
Seçmeyi gerektiriyor zaman
Herkeste kendini görebilende maharet
Yoksa birliktelik de, halvet de yalan

Hakk’ı Halk’ta görmek mesele
Halkı Hak’la görmek mesele
Hakk’ı Hak görmek mesele

Kendini bilmeyen için, yalnızlık da yalan

Kalabalıklar içinde tefekkür edemeyen
Yalnızken yalnızca nefsiyle pençeleşiyor inan

Halka soluk olamıyorsan
Hakk’la soluklanamıyorsundur
Hakk’la soluklanamıyorsan
Hakk’a soluk olamıyorsundur

Gecem aydın değilken
Kimin gündüzünü aydınlatayım
Ama bunu ummaktan vazgeçmek, felaketim olur

Artık hiçbir şansım kalmadı
Her geçen gün
Daha çok şey kaybediyor
Daha çok şey fark ediyorum

Bilmek yetmiyor
Kaç kez diyeceğim
Artık olmak istiyorum
Bildiğim gibi olmak

Olmam gerektiğini bildiğim gibi olmak
Dosdogru
Belki bilmemde de yanlışlık var
Belli ki öyle
Yoksa neden böyle yavaş yol alıyorum

Kırılıyor, kırmaktan korkuyorum
Kırılmaktan da…
İtiraf edemesem de
Hislerimle baş edemediğimde
Kalbim kaldırmadığında
Durdurmaya çalışıyorum
Hissetmeyi

Ve inan ki, bazen başarıyorum da bunu.
İnan.
Koşunca hissetmiyorum bazen
Hızlı nefes alırken
Adrenalin damarlarımdayken
Aksiyon

Durmanın benim için olmadığını hatırlatıyor bu durum
Çok açığım düşmeye
Ve savrulmaya

Ama mesele yanabilmek işte
“Yanana kadar…
Yanıp da yakmayana kadar”
Lakin ben yanarken yakmamak için kendimi söndürmek için dua ediyorum
Hoş benim yanmam günahlarımdandır
Keşke aşktan olsa
Keşke yalnızca dönüp de nefsime bakabilsem
“Yanana kadar…
Yanıp da yakmayana kadar”
Bir cümle ne kadar şifa olabilirse
Bir ton düşünce
Nasıl bir cümleye sığarsa
Öyle bir cümle

Acıtanın canının acımasını istemiyorum
Acıtmaktan korkuyorum
Acıtmasın istiyorum

Ama korku ve endişe bende hükümranlık sürüyor
Sonra akıbetimden korkuyorum
Hiç cesur olabilecek miyim?
Oldum diyelim
Kalabilecek miyim öyle?

Ah kalbim
İstediklerimi istemiyor
Ne istediğimi de artık bilmiyorum
Ama bir şey biliyorum

Hakkı ile istemem gereken şeyi
Biliyorum
İstet nolur, arat beni, yoluna koyulayım
Dönmeyeyim
Varsın yolunda öleyim
Varsın ne demek
Ne olur öyle olsun
Yolunda, yol için, yol yorgunluğu yaşamadan
Diri gibi yaşayıp, diri bir ruhla öleyim

Yaşamam da, ölmem de
Yaşatmak için olsun

Lakin ben karışıyorum işin içine
İşte en büyük savaş
Ve savaş meydanında
Ben ve ben
Yapayalnızız
Yapayalnız.

Nolur beni yalnız bırakma. Ben Sen’i unutsam da Sen beni unutma. Sen hiçbir şeye muhtaç değilsin, bense her şeyimle, her şey için, her zaman Sana muhtacım. İstidadım olmasa da affet beni. Kaba sözlerime bakma. Sükut edemeyen dilime bakma. Bana anlamanın konuşmasını, ve anlamanın susmasını ver.

Her şeyin geçiciliği çok bariz şimdi gözümde. Çiçek solacaksa, benden olmasın nolur… Benden solmasın nolur…

 

16 EKİM 2025
Ne yapacağını bilmek mesele
Yalnızca bir şey yapmak değil
Neden yaptığını bilmek belki de
“Ölüm bize ne uzak
Bize ne yakın ölüm”
Karşı evdeki yaşlı teyze
Gecenin bu karanlığında evde yalnız
Ve nasıl koruyor akıl sağlığını
O neye inanıyor
Yahut benim inancım benim yalnız hissetmeme engel oluyor mu
Kuvveti yeterli mi
Onunki nasıl
Korkuyor mu
Nasıl hissediyor her sabah uyandığında
Kısa ziyaretler onu rahatlatmaya yetiyor mu
Gömülünce ne kadar hızlı çürüyeceğim?
Yoksa gömülmeden çürür mü yaşadığını zanneden bedenim
Çok uyuyan gözlerim
Çok tatlar alan dilim
Boşa geçen vaktim
Hayatın anlamı olmalı ki
Ölümün olsun
Rabbim
Korkuyorum
Rabbim
Daha sık korkmalıyım
Korkmam gerekenden
Ne kadar küçültüyor günlük hayatın tüm hayatı kaplayan endişelerini
Ve ne kadar küçük bir teselli ölüm
Hayat, problemleri ile üzerine gelirken
Açı ne kadar enteresan
Nereden, ne zaman, nasıl baktığın
Ne kadar önemli
Başka zamanlardaki kendi halini bile anlamıyor insan
Unutuyor
Nisyan
Başkalarını nasıl anlasın?
“İlim ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir
Sen kendin bilmez isen
Bu nice okumaktır”
Ölüm
“Ölüm bize ne uzak,
Bize ne yakın ölüm”
Dünya evim degil
Han’ım.

 

17 EKİM 2025

Karnı tok olanı doyurmak zordur
Peki Ya Manası ile açlık içinde kıvrım kıvrım kıvranana
Aç olduğunu nasıl fark ettirmeli?

Karnı tok olanı doyurmak zordur
Çirkinle doymuş, güzel de olsa bir lokma koyamaz boğazına
Güzeli tadan için ise
Acıdır tattıramamak
Tattığının tadının güzelliği kadar acı

Yeter ki beklentisiz olsun aşk
Yeter ki onura takılmasın aşk
Yeter ki
Yetmesin sana hiçbir zaman
Ve O’nu kaybetmenin, yahut hiç kazanamamanın korkusu ve endişesi sarsın gecelerini

Lakayt kalmak
Ah
Ciddi bir sevdaya

Ve güzel bir şarkı bir çocukken dahi dinlediğim:
Zaman yok

İşin doğrusu, Seven, sevdiğine sevdiğini göstermeye çalışmadan
İstemsizce, doğal, göstermez mi?

Başka açıklaması yoksa
Ne bu, sevmiyor muyuz?

Görmek zor
Adam gibi adamların Ciddiyetini
Aynadaki surette
Duymak zor
Adam gibi adamların seslerini
Duvardaki yankıda
Hissetmek zor
Adam gibi adamların tesirini
Yalnız hissettiğin kuytularda

Son kahraman da göçtü tanıdığım
Göçmek gitmek olmasa da

Sen olamasak da
Sana Yaran olabilmeli
İnan, olunabilmeli
Çünkü olunmalı

Ey Sadık
Yakın ol bize
Dizim dizine değsin

Yazdıkça kaybediyor
Yazdıkça kayboluyorum

Devam edince mi bulacağım

Kendimden verdikçe
Boşalıyorum
Hafif
Sallanıyor boşalan bedenim

Ayaklarım yere basmıyor

Normal mi
Fantastik bir dünyanın hayallerinin
Vazgeçtiğim gerçekliği kaplaması

Ah güzel pusula

 

18 EKİM 2025
Dünyada böyle insanlar da var. D. Tanıştırana kurban, beraber tanıştıklarıma kurban. Her gün ne çok şey öğreniyorum onlardan. İnşallah öğreniyorumdur. Kendimi karşılaştırınca durum utanç verici. İçim dışarı görünse her şeyimi kaybederim. Saklayana kurban, Affedene kurban. Sır tutana kurban. Ama olsun, utanmak da bir duygu, hissettirene kurban.

 

19 EKİM 2025
Yakmayacak kadar uzak her şeye, ısıtacak kadar yakın.
Yalnızlığı gerektiriyor
Takatsız ruhlar ve antrenmansız bedenler için.
Bir çok şey öğrendim açın ile
Şimdi hepsini unutmam gerek
Her şey iyi ki oldu
Lakin, keşke sebebi ben olmasaydım.
Uyku tutmuyorsa
Zannimça başka şeyler tutuyordur
Sevsen de, sevmesen de
Be canım, sev sen de!

Uyuyamıyorsam
Neyi yamıyorum?

Şifa gibi geliyor

Bak işte
Bir şeye başladı mı duramıyor
Başlamayınca da başlamıyorum

 

20 EKİM 2025
“Ağır yaralı, çok ağır yaralı
Kalbim.
Ne sana,
Ne de kendine gelir, hayret!”
Yarayı kendi açtığını fark ettiğinde iyileşecek, yahut yarayı seveceksin. Yahut başka bir şey. Ama kendi açtığını fark etmen gerekecek yaşadım diyebilmek için.

 

21 EKİM 2025
Okuluma gittim bir süre sonra birkaç hocayı ziyaret etmek için, birkaç şey sormak için, bazılarının hediyelerini vermek için aynı zamanda. M ile ziyaret ettik birini.
Bugün edebi bir şey yazamayacağım ama içim çok rahatladı 3 yıllık profesörüme sonunda birkaç ay sonra hediyesini götürdüğüm için. Bana baya hayat ve okul tavsiyesi oldu. Gerçek bir dede gibi tavsiyeler… Kızım kendini ateşe atma tarzında. Yarın onun önerdiği New York’taki bir lab’e gideceğim. Bakalım… Hareket halinde oldukça iyiyim.
Çikolatalı pişmaniye olsun günün adı Yağmur yağıyor ve gece 2.33… Gece bu kadar güzel olunca uyuyamıyorum. Yağmur yağarken dualar kabul olurmuş… Bir sürü edebilsem şu an…

 

22 EKİM 2025
İyi ve kötünün kalmadığı yerde. Tembelliğimden kurtulduğum yerde, buluş benimle.
Yoklukla var olacağım. Derin bir nefes alacağım o zaman.
Aksiyon yetmezliği.

 

23 EKİM 2025
Babaannemlerin misafire gün boyu hazırladığı yemekler ve gece rüyalarımı bozan The Devil’s Advocate.

 

24 EKİM 2025
Ah. Bir kelime yazmam gerek. Aşkın gözyaşlarında en azından 100. Sayfaya gelip öyle uyumak istiyorum. Uzun zamandır bir oturuşta çok kitap okumadım ve şuan iyi bir zaman 🙂

 

26 EKİM 2025
A abinin de olduğu konser günü. Aslında bunu bir gün sonra yazıyorum. Dün eve üç gibi geldik, Z, D, Ş, ben. Özlemişim. Hem dolu, hem sakin bir buluşmaydı. Huzur buldum.

 

27 EKİM 2025
Z, ZG abla, D’lar ile kahvaltı yaptık, sonra D’lar ve NJ ekip beraber iş güç yapmaya bir yere geçtik. Sonrası meçhul. Daha doğrusu yazmak istemiyorum. Gözüm, boğazım, cildim hepsi kurudu havadan, o yüzden iş son raddeye gelip yüzüm kırmızı olup soyulmaya başlayınca nemlendirici almaya karar verdim. Karar vermiştim de almamıştım bir süredir. Siz de böyle yapar mısınız :). İş işten geçinceye kadar erteler misiniz bir şeyleri?

Birkaç dize
Diz dize
Gün ola
Devran döne
Kıvrımlar düzele
Yol düzleşe
Zor olsa da
İnsan
Kendi ile yüzleşe
Yüzleşe ve yalnız kendi ile çekişe
Şimdi söylemem abes
An gele de, o zaman biline
Hissedile
Ve sabredile
Musibet başa,
Baş Sana kurban
Senin için yaşamayan, Senin için nasıl olsun…?

 

28 EKİM 2025
Dünya için bir gün, benim için bir devrin sonu

Hayal, kurgu
Hayatımızın yarısı bir şeylerin nasıl olduğundan ziyade, bizim onların nasıl olduğunu düşünmemizden ibaret. Bir şeyin beynimizdeki ve kalbimizdeki yeri, realitede onun dünyadaki yer ve halinden çok farklı belki. Ve zamanın getirdiği farkındalık bazen acı, ve bazen de tatlı.
Yahut değişim zor olan. Aklında ve kalbinde yer tutanın, aklında ve kalbinde yer tuttuğu halinin üzerine realitede bir değişime uğraması. Senin bunu fark edecek kadar olaya dışarıdan bakabilmen.
Fark edene kadar, yahut kabul edene kadar yaşadığın gel-git halinin yarattığı hayal kırıklığı.
Hayal dünyasından çıkmak. Fantastik bir kurgu kitabını daha bitirmeden kapağını kapatıp, gerçekliğe dönmek. Belki bir şeylerin içimizde bitmesine engel olan, yarım kalmışlık hissi.
Ama o hissin iyileşmesine sebep olan da, olmayacak bir şeyi yarım da olsa bırakmak. Çünkü hiçbir zaman tam olmayacak. Yanlış bir parça hiçbir zaman bir yapboz’u tamam etmeyecek. Yapboz diye, oyun diye, kuralsızca yapıp bozamazsın.
İnanç güzel şey, lakin her duygu ve inancın da bir öznesi olmalı.
İnançlı olmak kısa süreli bir başarı, yahut tatmin hissi verebilir; inandığın şeyin manası ise onu elde ettiğinde yahut onu elde edeceğine inandığın yolda, sarsılmaz, bitmeyen asıl tatmin ve bir anlamda başarıyı getiren şeydir.

İnsan hiçbir zaman kurban değildir. Her zaman faildir. İşleyen, eden, düşünen, çevresine cevap veren, olaylara tepki veren…
Hep çektiğimiz acılar kendi seçimlerimizin, düşünce ve duygularımızın sonucudur.
Önemsediğimiz şeyler için üzülür ve endişe ederiz. Lakin unuturuz ki, önemsemek, başta bizim yaptığımız bir seçimdir.
Ve sevmek, sevdiğin şeyin mahiyetine göre senin için bir binek, yahut bir yüktür. Omuzlarının ağrıdığını hissediyorsan eğer, bu, bir gün “Ben bunu taşırım” dediğin içindir.

Yani zor olan, yükün senin sevgin olduğunu fark etmek, sevdiklerinden ve önemsediklerinden ziyade. O zaman da sevgiyi geçici şeylerden geçmeyene yöneltmek, o sevginin gerekiyorsa yok olmasına, ve sevgi insana ise de şefkate dönüşmesine yardımcı olan tek şey sanırım.

Bir soruda hangi formülü kullanacağını bilip, hangi sayıyı nereye yerleştireceğini bilemezsin ya bazen. Ezberden düzelmiyor bazı sıkıntıların. Cevabı bilmek demek olmuyor bazen formülü bilmek.

Ama işte formülsüz de çözülmüyor. Ondan yazıyorum tüm bunları. Kendimden kendime, bir formül hatırlatması. Yahut bu durumda bir hayata dışarıdan bakış.
Cevabı ölmeden bulamasam da hep araştırmalı.

Ama bir şeyi de kesin bilmeli.
Çünkü cevabı çok açık.
Hangi aşk, uğrunda yanmaya değer?
Yanarken nasıl vermezsin çevreni ateşe ?
Erimeye ne kadar tahammülün var?
Yok olabilecek kadar has bir mum musun?

Biten, biter
Devam eden, devam eder
Neyin senin ile kaldığını seçebilirsin sadece
Ve bu seçim senin karakterini yoğurur ve yoğurur…
Giden ve kalanı değil,
Senden giden, ve sende kalanı seçebilirsin
Senden giden
Ve sende kalanı
İşte bu Sen’i mayeye katar da
Belki çok daha güzel bir şey doğurur

Ve bildim, kendi açtığın yaralar, yalnız sana kendini unutmayı hatırlattıklarında diner

 

29 EKİM 2025
Varsın, olsun. Enteresan. Yahut hiç de enteresan değil. Ne diye şaşırıyoruz her şeyin değiştiği dünyada kör gözümüzün göremediğine, görüp de inanamadığına, inanıp da dayanamadığına, dayanıp da yine de geriye bakmadan edemediğine.
Enteresan. Yahut hiç de enteresan değil.
Ya ileri, ya geri. Arası yok, hatırla.

Şu dünyada en iğrenç şey kibir.
Rabbim korusun.

 

30 EKİM 2025
Bugün başkalarının bana yansıyan, beni yansıtan sözleri ile geliyorum sana günlük. Ne de olsa farklı olduğumuz kadar da aynı değil miyiz?

Özetle Dilara’nın sayfasındaydı bunlar:
“Niçin sen artık dünkü sen değilsin?”

Bence ben çocukluğumdan beri değişiklik konusunda çok hassasım, ve ayrılık konusunda. Bir kere yaz okulunda 1 aydır içinde olduğum sınıf yerine başka bir sınıfa koydukları için ağlamıştım ve tüm gün çok çok hüzünlüydüm. O anı hiç unutmuyorum. Pencerenin dışındaki manzarayı izlememi, hocayı dinlemek yerine. Sınıf derken, değiştirdikleri arkadaşlarım değildi, yalnızca derslik.

Birkaç kere de bir otobüs durağından başlayarak tüm otobüs yolculuğu boyunca yalnızca gözyaşları ile, sessiz ağladığımı hatırlıyorum. Bir tek ben mi bu kadar hissediyorum diye. Acı çekmekten daha zoru yalnız acı çekmek diye. Neden hiçbir şey olmamış gibi yaşama devam etmek doğal gözüken davranış diye. Anlatmak değil, aynı duyguda olmak istediğin anlar oluyor. Yalnızca bakış ile aynı ruh haletini yaşadığını fark etmek. Deva bulamasan da, deva olmasa da, derttaş olmak… Ve bunu saklamamak birbirinden.
Değişen vatanıma, ülkeden ayrılan uzak yakın tüm tanıdıklarıma, bu insanların bir daha eskisi gibi bir arada olmasının ihtimali olmayışına, her giden kişi ile yeniden umudumun kırılışına… İki yıl boyunca “nolur herşey eskisi gibi olsun” diye dua ettim. Hep geçmişti hayalim, gelecek adına geçmişten başka hayalim yoktu. Sinemaya gittiğimde bile oradan gördüklerimle kendi durumuma ağladığım, film sonrası saatlerce annemlerin beni yatağımdan çıkaramadığı zamanı hatırlıyorum. Her giden kişi için ağladım. Sanki kalsalar her şeyin geriye dönme ihtimali varmışçasına. Ve bir gün ben de gittim.

Bence ben çocukluğumdan beri, çok hassastım.
Bazen başkalarının da hassasiyet göstermesini arzu ettim, bazen ise hassas olmamayı. Ve bu hala devam eder gider.
Ama karakterimin dışına çıktığım zamanlar bir öfke doldu içime. Neden olmadığım gibi olmak zorundayımın öfkesi belki, ama nedenini anlayamadığımda birçok yere yönelip durdu.
Kendimi bulamadım, çok uzağım. Fakat kayıp olduğunu fark etmek lazım bazen. Kaç kere aynı yolda kaybolsan da.

En az bunaldığımda değişikliğe ihtiyaç duyduğum, kitaptan kitaba atladığım, sürekli mekan değiştirme ihtiyacı duyduğum kadar, hayatımda hiç değişmeyen bir şey aradım.

HİÇ değişmeyen, hiç ayrılmadığım bir yer, bir şey. Bu mümkün olmayabilir, ama mümkünatın sınırlarını zorlayan bazı şeyler buldum. “Bir” şeyi temsilen. Ama o bile kendi içinde değişiyor, değişmek zorunda.

Dünyanın kanunu bu. Beni üzen, iyi yönde değişmeyen şeyler…
Ne kim için iyi, ne kim için kötü… O da farklı bir mesele.

Son bir kez daha: “Niçin sen artık dünkü sen değilsin?”
“Şurada tam yüreğimin ortasında bir yangın var… Oyuyorlar gibi yüreğimi”
“İnsan tanıdığını sandığı insanı kendisine benzeterek tanır”
Ve belki de bu yüzden Yaradan hariç kimse tanımaz seni, ve sen de kimseyi tanımazsın.

“Birçok şeye ihtiyacımızı ancak onları görüp tanıdıktan sonra keşfetmez miyiz?”

Sen’i tanısak Allah’im, ihtiyaçlarımızı yalnızca Sana yöneltip, yalnızca Sen’den bir şey beklemek çok daha kolay olacaktı.

Bilmeni isterim ki günlük, başladığımda yalnızca alıntıları yazıp bırakacaktım. Gerisi doldurmak için değil, taştığı için yazılmış.

Bulduğumu zannettiğim her vakit, bana asıl aradığımı hatırlatmak içinmiş. Ve ben her unuttuğumda, bulduğumu sandıklarımı kaybediyorum.

 

31 EKİM 2025
O kadar rüzgar var ki, bir fırtınaya yakın ses geliyor. Bu ara geceleri yağmur ve rüzgar sesi eşlik edecek sanırım. Allah dışarıda kalanlara yardım etsin, evde iken ise güzel, başka dünyalara götürüyor insanı…
Bu ara akşamları gün biraz dinince Rumi’yi izliyoruz. Ruhuma iyi geliyor. Gerçek manada. Kitap okuyor gibi not alarak izliyorum birçok sahneyi.
Hem konuşa konuşa izliyoruz, babaannelerle kaliteli vakit geçirmişiz sayıyorum. Öbür türlü dedem haber izliyor. Belli etmiyor ama o da sevdi bence. Bugün söyledim bunu dedeme, çünkü öbür bölümü de aç bakalım dedi, kabul de etmek istemiyor sorunca Merak ettim sadece falan dedi.
Onun dışında Elhamdülillah bol misafir geliyor, maalesef neredeyse her gün sil baştan temizlik yapıyoruz. Yemeği annemler yapıyor. Mail’leşiyorum hocalarla, bazı konularda araştırma yapıyorum. Ama gerçekten hızlanıp başladığım birkaç işi artık tam bitirmem lazım yaylanmadan. Rabbim yardımcımız olsun. Kitap konusunda iyi gidiyor. Hedefi tutturdum gibi. Ud pek iyi durumda değil, acil hoca ile yeniden ders ayarlamam lazım.

Haydi geç olmadan bitireyim, bugün vakıtlı yatmak istiyorum… Birkaç feyiz Rumi’den:

“İnsan öleceğini bile bile olumlu arzularından neden vazgeçmez?”
“Arifler aşk ateşinde yok olur, hiç olur… Senin gibiler de öfke ateşi ile var olurlar”

“Sevmek, sahip olmak değil. Sen ikisini birbirinden ayıramadığın için acı çekiyorsun.”

Arkadaşlarınızla paylaşmak için...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir