Seyfullah’ın Kasım Günlüğü

Seyfullah’ın Kasım Günlüğü Seyfullah Kasım 30, 2025 22 KASIM Suskunluğa bürünürdü Katılmış bütün sahne dışı varlıklar Sahnede sadece şaklabanlar var Bir zaman taksiminden çok Anın kaçınılmaz beldesinde Kaybolmuş bir neslin Sadece ışığa ihtiyacı var 27 KASIM Bir şehri konuşmak, bir şehri yaşamak.Sabahları metroda sabahlayan evsizler;akşamları zengin mahallelerinde eğlence cümbüşü.Mavinin tonlarını taşıyan boğaz,yanında yeşilin tüm varyasyonlarıyla uzanan yamaçlar.İkindi vakitlerinde, gün batımına yakın gökyüzüne yayılanebemkuşağı renkleri…En çok da mor.Bir şehri yaşamak…Yaşantına denk düşmüş iyi ve kötü taraflarının,güzel ve çirkin yüzlerininen uç noktada göründüğü bir şehri konuşmak.Ve geriye bir cümle bırakmakşehri terk ederken:“Bırak insanları, şehirleri konuşalım…” Arkadaşlarınızla paylaşmak için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Zamansız Bir An Yağmur’a Ağıt Ağustos Kütüphanesi
Meryem’in Kasım Günlüğü

Meryem’in Kasım Günlüğü Meryem Çiçek Kasım 30, 2025 2 KASIM 2025Bil ki bir gün sonra yazıyorum. Razı etmek, razı olmak… 3 KASIM 2025Bir tek Sen’in kulunum, bir tek Sen benim Allah’ımsın. Bir tek Sana kulluk ederim. Ağlanır buna. Kendi haline ağladığın gibi ağlanır. Evi ev yapan neymiş anlıyorum. Ağırladıklarınmış, ağırlığını taşıdıklarınmış, yaşadıkların, düzenlediklerin, temizlediklerin, yerleştirdiklerin… Kusurlu olan insana sevgiyi canlı tutan da… Hakiki sevgi ve şefkati diri tutan da, kulağa garip gelse de, ölüm ve ayrılıkmış. Ne gariptir insanın hem varlık hem yokluk ile imtihan olması. Benim gibiler de varlık imtihanında dahi yokluk imtihanından endişe eder durur. Bu da bana elimdekilerin değerini hatırlatan. Derdin dert mi?Ama elindeki en değerli kılıç bile keser elini sarıp sarmalamazsan. Değerli demek acıtmaz demek değil. Değerli demek acıtmasına değer demek, değerli demek senin omurganı şekillendirecek bir acı demek. Değerli demek, bak bakalım her şeye Yaratan’in biçtiği kadar, ve biçtiği şekilde değer verebilecek misin demek? Ne az, ne çok. Peki yeniden. Değer vermek ne demek? Onu bilmiyorum, ama her daim yanılgıya düştüğüm mesele de şu: değer vermek, kul köle olmak değil. Hatta insan için bir yüktür birinin ona kul köle olması. İnsan İlah olmayı kaldıramaz, ağır bir yüktür Allah’a verilecek saygı ve sevginin insana duyulması. Köle olan yorulur, köle olunanın ya ruhu duymaz, yahut yorulanın yorgunluğu rahatsız eder onun da içini ve dişini. Ben yapayım derken, olamıyorum. Sevemiyorum, seviyorsam sevgi göstermeyi bilemiyorum. Komutla çalışan asker gibiyim. Ne yapacağımdan emin olamadığımda, yahut çok fazla şey yapmak istediğimde hedeften sapıp boş yere, yanlış şeyler için idman yapıyorum. Güvenemiyorum kararlarıma, ve güvenemiyorum evet ve hayırlarıma. Güvenmiyorum kendime çünkü. Ya bunu Allah için yapmıyorsam? Vesvese yakın arkadaş sanırım bana. Ama kararsızlık, güvensizlik, ve inançsızlık bazen beni yeise sürüklüyor. Hep bir şey yapmak, yahut hiçbir şey yapmamaya kadar. Ama bugün kötü hissede hissede bir şeyler yaptım, ve bir şeyler yapmadım. Bilmem bu bir başarı mıydı… Ama verdiğin kararların sorumluluğunu almak güzel bir şey. Yine istediğimi istediğim şekilde söyleyemiyorum. Okusam bunu kendi iç dünyamı yansıtıyor mu diye. Cevap koca bi “belki”. Beynim odak noktası olmayan oklar silsilesi. Her düşünce bir diğerinden bahsederken yaydan çıkıyor. Gittiğim her yere odamı ve havadar halini taşımak istiyorum. Yatağımı, masami, kitaplarımı, tablolarımı, sarı minderimi seviyorum. Bana hediye gelen ışıkları, masamın önündeki duvara astığım yazıları seviyorum. Yatak örtülerimi, çarşafımı… Ama en çok rengini seviyorum odamın. Seviyorum odamı. Sevdiğim şeyleri kaybetmekten korkuyorum, sevmenin ve sevilmenin yükünü kaldıramasam da.Sonra kaybetmeyi korktuğum şeylerin olmasından korkuyorum.Sevdiğim şeyleri kaybetmekten korkmadan onlara sevgimi gösteremediğimi hatırlıyorum.Sevmeyi bilmiyorum.Kendimi sevmiyorum. Kalbim sevgiden çok korku ile yoğruluyor. Yazdığımın da, yarısı kadar bile, konuşamıyorum. Sanırım yazmak düşüncelerime yön veriyor. Sanırım kimsenin beni dinlemiyor olması gerekiyor kendim olabilmem için. Yahut kendim de yabancı bana.Halk ile iken Hak ile olmak, ne büyük bir basiretmiş. Şimdi bir şarkı sana, o zamanlar dinleyip suskunlaşırdım: “Atlar düşer, krallıklar yıkılırKuşlar göçerSenden n’aber?Tek mevsimlik çiçek gibi açıp solanNeyin peşinde, var mı haber?Zor zamanlar olurNasıl çıkarsan içindenOmurgan öyle şekillenirBeni sorarsanızBazen cennet yeriBazen cehennemin dibiEvim gibi, evim gibi Bir akşamüstü yuvarlandım yerlerdeBi’ akşamüstü sarıldım kendimeDöndüm ve arkama baktımHepinize el salladım Kendim kadar sonsuzumBu dert benim, içim dışımYanar dönerBugünler geçer, yaram bana kucak açarYolum ateşmiş, ne fark eder?” Bence Rumi’yi izlemek bana iyi geldi. Konuşmayı kabul etmek, yazmak, ve düşüncelerimin kafamın etini yemesi, ve okumak… Az uyusam ve bunlara hep zamanım olsa… Dua niyetine geçsin. 4 KASIM 2025 Benim hüznüm Kimya’nın hüznü ile bir mi? Öyle olsa iple çeker miydim ben de ölmeyi? Büyük sözler edecek kadar küçüğüz. Aşık olmayı istemekten başka harcımız yok. Niyetten gayri amel yok. Niyetini sorguladığında da sığınacak çaren… Rumi dizisinden birkaç kesit, ve hepsini yazacak takatım yoktu, yahut dikkatimi hem dinleyip hem de yazmaya aynı anda veremedim. Bazılarını yalnızca dinlemek istedim: “Senin kusurun da bu Alaaddin, olan her şeyi kendine yoruyorsun.”Ne kadar korkunç bir kusur, ve ne kadar korkunç, en çok da benim gibileri için. “Sen bu alemin derdine takat getirebilirsin Şems, senin gücün buna yeter. Ölümü anlat bana, ölümün hakikatini anlat”… “Öyle diri yaşamalı, öyle diri ölmeli.” “Her şey aslına varır”…“Belki de aslımı bulmam için üzülmem gerekiyordur.”…“Aşığın yurdu Hakk’in yanıdır” Tek İlah O’dur. Ve ancak Allah’a yönel… Ve yine başkasından gelen sözler ile bitireyim: Düşün, Kim üzebilir seni senden başka?Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen? Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?Kim yıkar, yıpratır seni, sen izin vermezsen?Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?Her şey sende başlar, sende biter…!Yeter ki yürekli ol; Tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama sevgisini .!Ya çare sizsiniz, ya da çaresizsiniz…! (Friedrich NİETZSCHE) Sana söylenen hiçbir şey tesadüf değil. Yeter ki Sen duyduğunun söyleyeni olduğunu unutma. Ve ancak Allah’a yönel…Allah’im sadece Sen’in kulunum.Gözyaşı kadar da, sarhoş eden bir içki yok. 5 KASIM 2025 Kendini bilmek ne zormuş. Dünya hem yoğuruyor seni, hem ham bırakıyor. Pişmek için ateş gibi yanmak istediğin bazı zamanlar, meşgaleler seni serin tutuyor. Serinlemek istediğin bazı zamanlar ise, bir derdin ateşi seni istesen de bırakmıyor.Hafızanallah, buz tutmayasın. Kendini bilmek ne zor!Başkaları sana ayna olacakken, sen o tertemiz suretlerde bile kayboluyorsun. Ah bu emin olamama, ah bu sorgulama hali, ah kaygı, ah endişe, ah… Sen’den başkalarının huzurunda Sen’i tek başıma olduğumda olduğu kadar hatırlayamama. Yahut öyle sanma.Çünkü yanlarında Sen’i özlüyorsam, tek başıma ve rahatken Sen’siz olmaktan çok daha evladır bu.Ve şeytanın sağdan yaklaşması… Bir mağaraya sığınma isteği. Belki bir mağarada isem, oradan çıkmaktan duyduğum kaygı. Hem ev, hem zindan. Hem ev, hem zindan.Evim, kendim, bedenim.Hem ev, hem zindan.Seni çok seviyorum anne. Ve bunu hiçbir zaman yan yana iken, tek başıma iken yaşadığım derin hali ile gözlerinin içine bakıp söyleyemedim.Keşke bu dünyada herkes anne olsa; herkes, herkese anne olsa. Keşke Sen’in gibi olsak, ey insanlığın annesi ve babası… Keşke, Sen gibi olsak.Kendini bilmek ne zormuş, Sen’i bulamadıktan sonra. Yine aşırı rüzgar var.. 7 KASIM 2025 Personal statement ve ilk iş günüm 🙂 Dedem günlüğüne falan yaz dedi. 9 KASIM 2025 Benim yazmak için izlemem mi lazım?Bir şeyler geldi aklıma ve şimdi uçtu.“İlkler gibi sineleri dolu doluydu” 16 KASIM 2025Astım dereleri, düştüm çukurlara…Gördüm seraplar çukurlardaSezdim kokusunu burnumdaŞu kokar mı?Tüm azaların duymaz oluncaKokar şu da Astım dereleri, düştüm çukurlara…Bitti dediğim yola döndüm sayısızcaYol mu benzer, ben mi çemberler çiziyorumDiye diye Ve astım dereleriDüştüm çukurlaraFerhad olsaydımYahut sarapYa dağ
Nilüfer’in Kasım Günlüğü

Nilüfer’in Kasım Günlüğü Nilüfer Kabul Kasım 30, 2025 1 Kasım Cumartesi tamamen dolu bir gündü. Sabah saat 10’dan öğleden sonra 2’ye kadar bir programım vardı. Ondan sonra babam beni almaya geldi, birlikte bir kahve dükkânına gidip içecek aldık ve sonra babamın iş ofisine gidip orada biraz çalıştık. Bu sırada kız kardeşimin robotik programının bitmesini bekliyorduk. Daha sonra annemi almaya gittik çünkü o da dışarıdaydı ve arkadaşlarıyla bir programı vardı. O arada Trader Joe’s’tan alışveriş yaptı çünkü kız kardeşimin robotik takımı o akşam film gecesi düzenliyordu. Sonra ben ve ailem bir restorana gidip yemek yedik, yine kız kardeşimin programının bitmesini beklerken. Ardından babamın ofisine geri döndük, biraz daha çalıştık ve kız kardeşimin programı bitince onu almaya gittik. Sonra uzun ve yoğun bir Cumartesi gününün ardından eve döndük. Eve geldiğimizde babam ertesi günkü New York iş seyahati için valizini toplamaya başladı. Çarşamba günü dönecek. 2 Kasım Bu pazar babam iş seyahati için New York’a gitti ve Çarşamba günü geri dönecek. Benim 9’dan 10’a kadar bir toplantım vardı. Sonra ailemle, yani ben ve annem (ama kız kardeşim değil çünkü Türk fırınına gitmeden önce onu programına bırakmamız gerekiyordu), önce kardeşimi bıraktık. Kardeşimi bıraktıktan sonra, arkadaşımın kardeşini onun programından almamız gerekiyordu, onu da aldık. Yani ben ve annem, arkadaşlarımızla birlikte gittik; onlar bizi Türk fırını/restoranına götürdü ve orada diğer arkadaşlarımızla buluştuk. Oraya lezzetli bir Türk kahvaltısı yapmak için gittik. Neyse ki rezervasyonumuz vardı çünkü uzun bir kuyruk vardı ve beklemek zorunda kalmadık. Garson geldi, bizi bir masaya oturttu ve siparişimizi verdik. Yemeklerimiz geldiğinde herkes yemeye başladı ve her şey çok lezzetliydi. Yedikçe yedik, konuştukça konuştuk. Bol bol Türk çayı içtik. Saatlerce orada oturduk. Sonunda hep birlikte kalkmaya karar verdik. Sonra ben ve annem başka bir arkadaşımızla birlikte kız kardeşimi programından almaya gittik. Onu da aldıktan sonra, arkadaşlarımız bizi eve bıraktı. 3 Kasım Bugün okulda bir pazartesi günü daha geçti.Sabah, katılmam gereken bir üniversite tanıtımına gittim; fena değildi. Sonra dersten derse koşturdum. Bu durum artık gerçekten yorucu olmaya başladı. Pazartesileri hiç sevmiyorum çünkü hafta sonuna çok uzak, ama cuma günü hafta sonuna çok yakın ve hafta sonları da öyle hızlı geçiyor ki! Bu hafta okul programımız çok kötü ve okulun programı değiştirmesinden pek hoşlanmıyorum. Çarşamba günü tüm derslerin 30’ar dakika olduğu kısa bir gün olacak, bunu seviyorum. Ama perşembe ve cuma günleri blok ders olacak, yani dersler 85 dakika sürecek ve bundan nefret ediyorum. Yine de bu ayın kasım olmasına çok sevindim çünkü 18. doğum günüme günleri sayıyorum!! 4 Kasım Bugün sıradan bir okul günüydü… ta ki öyle olmayana kadar… şaka yapıyorum…Bugün Amerika Birleşik Devletleri’nde seçim günüydü: New Jersey için yeni vali temsilcisi ve New York City için yeni belediye başkanı seçiliyordu. Bunun hakkında daha sonra daha fazla konuşacağım. Okul ise her zamanki gibiydi: yorucu, sınıftan sınıfa yürümek, oturmak, ders dinlemek, ödev yapmak… önemli bir şey yoktu. Asıl önemli olan, altıncı dersimde Amerikan Hükümeti dersine girdiğimde oldu. Öğretmenimiz seçimlerden ve neler olabileceğinden bahsetmeye başladı. Ayrıca seçimleri konuşmak için bir Zoom toplantısı düzenleyeceğini söyledi. Ben de o toplantıya katıldım ve seçimlerle ilgili güzel bir sohbetimiz oldu. Seçimleri izledim; New Jersey’in yeni vali temsilcisi Demokrat Parti’den Mikie Sherrill oldu. New York City’nin yeni belediye başkanı ise Müslüman bir adam olan Zohran Mamdani seçildi. Buna çok sevindim, çünkü New York’ta yaşamıyor olsam da, New York’un ilk Müslüman belediye başkanının seçilmesi beni çok mutlu etti. Yani kısacası, bugün seçimler gerçekleşti. 5 Kasım Bugün okulumda kısa gün vardı ve tüm dersler kısa sürdü. Kısa günleri gerçekten seviyorum ama haftanın ortasında olmasını pek sevmiyorum. Bence kısa günler pazartesi, salı ya da cuma günleri olsaydı daha iyi olurdu. Ama bu hafta okul programımız biraz karıştı çünkü normalde blok derslerimiz çarşamba ve perşembe olurken bu hafta perşembe ve cuma gününe alındı, bu da hoşuma gitmiyor. Bu hafta iki tane sınavım var: yarın Amerikan hükümeti sınavım, cuma günü ise İspanyolca sınavım var. Çok stresliyim ve çok gergin hissediyorum. Bugün babamın New York’tan gelmesine ise çok seviniyorum! Onu görmeyi sabırsızlıkla bekliyorum! Babam iş için New York’a gitmişti, bu yüzden bugün eve dönerken onu görmek beni çok heyecanlandırıyor! Yarın ve cuma uzun ve yorucu günler olacak. Hafta sonunu dört gözle bekliyorum!! 6 Kasım Bugün okulda uzun bir gündü. İkinci dersimde, yani çalışma dersi olan saatimde, tarih sınavım vardı. Bu yüzden sınavımı ikinci dersimde girmeye karar verdim; böylece bitirip aradan çıkarmış oldum. Altıncı dersimde, yani günün son dersinde ise, çünkü okul programımız biraz garip; perşembe ve cuma günleri her ders 85 dakika süren blok derslerimiz var, perşembe bitti, şimdi yarın bir uzun blok dersim daha var. Neyse, altıncı dersimde sınavımı bitirdiğim için, tüm dersi uyuyarak geçirdim. Üzerinde çalışmam gereken pek bir şey yoktu ve öğretmenim de gayet rahattı, bu yüzden hiçbir şey demedi. Ben de herkes sınava girerken uyuyup dinlendim. Bu güzeldi! Yarın İspanyolca sınavım var ve biraz gerginim, ama umarım iyi geçer. Ayrıca babam da dün New York’tan döndü, bugün onu gördüm, bu da güzeldi; geri dönmesine sevindim. Ama eve dönmüş olmasına rağmen hâlâ çalışması gereken işler vardı. Üstelik New York’taki üç saatlik zaman farkına alışmıştı, şimdi California saatine yeniden alışması biraz zaman alacak. Yani kısacası, yarın okulda yine uzun bir gün olacak. Hasta olmama rağmen okula gidiyorum ama hafta sonuna kadar iyileşmeyi umuyorum! 10 Kasım Bugün okulda bir pazartesi daha geçti. Derslere gir, ödev yap, sonra biraz daha ödev yap. Üniversite başvurularının son teslim tarihi yaklaşıyor ve ben de onları bitirmeye biraz daha yaklaşıyorum. Yarın okulum yok çünkü Veterans Day(Gaziler Günü), bu beni mutlu ediyor ama haftanın ortasında böyle bir tatil olması da garip geliyor, yine de sorun değil. Yarın biraz dinleneceğim ve her zamanki gibi okul için biraz çalışırken kendimin keyfini çıkaracağım. Arkadaşlarınızla paylaşmak için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Kırk Meselesi Olmak Ve Ölmek Arasında Bir Mutabakat Zamansız Bir An
Nilüfer’in Ekim Günlüğü

Nilüfer’in Ekim Günlüğü Nilüfer Kabul Ekim 30, 2025 20 Ekim Okul her zaman yoğun geçiyor ama kendi sorunlarınla uğraşırken ve hoşlanmadığın insanlarla baş etmek zorunda olsan bile, her zaman olumlu kalmaya çalışmalısın. Hayat zaten hep böyle; sadece içinden geçip en iyisini yapman gerekiyor. Okulda bir üniversite tanıtım görüşmem oldu, güzeldi ve sadece ben ve üniversite görevlisi vardık, bu da güzeldi, böyle özel, birebir bir sohbet gibiydi. Gerçekten çok hoşuma gitti ve çok eğlenceliydi. Okul bittikten sonra eve geldim, dinlendim, biraz yemek yedim, sonra birkaç toplantım oldu, ödev yaptım ve bir toplantım daha vardı. Okul zor. Üniversite başvuruları ve denemeleri üzerinde çalışmak stresli. Umarım iyi bir üniversiteye girerim; eğer olmazsa her zaman bir topluluk koleji seçeneği var. 21 Ekim Okulda yine yoğun bir gündü. Dersler her zaman yoğun ve yorucu geçiyor. Sürekli çalışmak, sonra eve gelip dinlenmek ve ardından tekrar çalışmak zor oluyor ama bunu aşmak ve bitirmek gerekiyor. Okuldan sonra Kaliforniya’daki üniversitelere nasıl girileceği hakkında bir üniversite toplantım vardı. Dinlemekten gerçekten keyif aldım ve iki yıllık bir topluluk kolejinden dört yıllık bir üniversiteye geçiş hakkında harika bilgiler öğrendim. Üniversite başvuruları ve makaleleri üzerinde çalışmak oldukça stresli, ayrıca hangi bölümde uzmanlaşmak istediğini bulmak da zor. İyi bir Kaliforniya üniversitesine girebilmeyi gerçekten umuyorum, ama eğer bu olmazsa, topluluk kolejinin benim için harika bir deneyim olacağını ve iyi bir dört yıllık üniversiteye geçişimde bana yardımcı olacağını biliyorum. 22 EkimOkulda her çarşamba günü gerçekten çok yorucu geçiyor çünkü derslerim çok uzun, 85 dakika sürüyor, yani 1 saat 25 dakika kadar. Sınıfta o kadar uzun süre oturup ders yapmak zorunda kalıyorsun ki bazen uykun geliyor ya da beynin artık çalışmaz hale geliyor ve sadece orada oturup ne yaptığını biliyormuş gibi davranıyorsun. Bu 85 dakikalık dersler beni o kadar sıkıyor ki hiçbir şey yapmak istemiyorum. Yani, bu derslerin neden bu kadar uzun olmak zorunda olduğunu anlamıyorum. Sadece bir saat olamaz mıydı ya da normal 50 dakikalık dersler gibi kalsaydı keşke. Gerçekten çok yorucu ve her dersten sonra yorgun hissediyorum.Biliyorum, derslerin arasında 30 dakikalık bir “ara sınıf” var, orada istersen öğretmeninle konuşup yardım alabiliyorsun ama kimse gerçekten bunu yapmıyor; genelde arkadaşlarıyla sohbet ediyor ya da takılıyor. Yoksa oturup ödev yapıyorsun ki zaten uzun derslerde de aynı şeyi yapıyoruz. Ama sanırım o 30 dakikalık sınıf, öğretmeninle birebir konuşmak ve ekstra yardım almak isteyenler için iyi bir fırsat. Yine de ben 85 dakikalık dersleri hiç sevmiyorum. Neyse, okul fena değildi. Okuldan sonra Ümit Nağmeleri etkinliğine katıldım ve gerçekten çok eğlendim. Şarkıları dinlemek ve Hocaefendi’nin (Fethullah Gülen) hayatı hakkında bilgi edinmek çok hoşuma gitti, beni çok mutlu etti. Etkinlikten sonra arkadaşlarımla sohbet etme fırsatım da oldu, bu da çok güzeldi. Böyle güzel bir etkinliğe katılabildiğim için gerçekten çok mutluyum. 23 Ekim Bugün okulda yine uzun bir gündü. Dersten derse geçmek, 85 dakika boyunca oturup çalışmak ve öğretmeni dinlemek gerçekten çok yorucuydu. “Kişisel finans” adında bir dersim var; bu ders oldukça ilginç çünkü para harcama, para biriktirme, kredi kartı kullanımı, yatırım yapma gibi konuları öğreniyoruz. Ama işin kötü yanı, testler çok zor, yine de derslerde çalışıyor olmama rağmen bu durum beni çok zorluyor. O derste sevmediğim insanlarla uğraşmak zorunda kalıyorum ve bu beni çok sinirlendiriyor, rahatsız ediyor. Hiç hoşlanmıyorum. 30 dakikalık ders süresi boyunca sadece ben vardım ve biraz çalıştım çünkü okulun üniversite ve kariyer merkezine gitmiştim; orada katılmak istediğim bir üniversite tanıtımı olduğunu sanmıştım ama öyle değilmiş, tanıtım öğle arasında olacaktı. Bu yüzden sadece oturup biraz ödev yaptım. Öğle arasında ise “University of Art and Academy”nin tanıtımı vardı. Özel bir okul olmasına rağmen web sitesine baktığımda oldukça ilginç geldi; ilgimi çeken bölümler vardı, bu yüzden tanıtıma katılmak istedim. Katıldığımda gerçekten çok ilgi çekiciydi ve oldukça güzeldi. Yarın cuma olduğu için hafta sonunu dört gözle bekliyorum, dinlenmek, ailemle ve arkadaşlarımla vakit geçirmek istiyorum. 24 Ekim Okul her zamanki gibiydi. Dersten derse geçmek, öğretmenlerin ne öğretmek istiyorsa onu öğrenmek… Okul zor, ama zor olsa bile bunun üstesinden gelmen, elinden gelenin en iyisini yapman ve her gün kendini geliştirmen gerekiyor. Cuma olmasına rağmen, okulda geçen uzun bir günün ardından eve gidip dinlenebildiğim için mutluydum çünkü okul insanı her zaman çok yoruyor. Hafta sonuna hazırdım. 25 Ekim Sabah saat 10’dan öğleden sonra 2’ye kadar bir programım vardı. Kız kardeşimin de arkadaşının evinde bir programı vardı. Programım bitince babam beni aldı, sonra kız kardeşimi de onun programından aldı ve onu robotik kursuna bıraktı. Ardından babamla birlikte onun çalışma alanına/ofisine gittik. Orada babamla birkaç dakika boyunca masa tenisi oynadık, bu gerçekten çok eğlenceliydi ve çok keyif aldım. Daha sonra herkes kendi işini yaptı; ben Kur’an okudum, babam da çalıştı. Okuduktan sonra biraz dinlendim, biraz eğlendim; Instagram reels izledim ya da telefonda oyun oynadım. Sonra yanımda getirdiğim bir kitabı okumaya başladım. Babam biraz daha çalıştı. Daha sonra kız kardeşimi ve arkadaşlarıyla dışarıda olan annemi almaya gittik. Sonrasında komşularımızı davet ettik çünkü San Diego’daki üniversitesinden ailesini ziyarete gelen bir arkadaşım vardı ve ben de onu görmek istiyordum. Onları davet ettik, sohbet ettik, eğlendik, gerçekten çok güzeldi. Onlar gittikten sonra evi toparladık, dinlendik ve uyuduk. 26 Ekim Sabah 11’den öğlen 12’ye kadar bir toplantım vardı. Sonra biraz dinlendim ve telefonla ailemle ve birkaç arkadaşımla konuştum. Daha sonra UC başvurusu için üniversite başvurularım üzerinde çalıştım ve etkinlik listemi doldurdum, bu da oldukça uzun sürdü ve biraz stresliydi. İşim bitince dışarı çıkmaya hazırlandık çünkü arkadaşlarımızla birlikte bowling oynamaya gidecektik. Bu etkinlik robotik takımının bir parçasıydı; birçok anne-baba geldi ve robotik takımından birçok kişi de oradaydı. Bowling oynamak çok eğlenceliydi, gerçekten çok keyif aldım, ailem de çok eğlendi. Sonra eve geç saatte döndük ve hızlıca akşam yemeği hazırlamamız gerekiyordu. Yemeği hazırladık, yedik ve ardından dinlendik. Cumartesi ve pazar günleri genelde en yoğun günler oluyor çünkü hafta sonu programlarımıza bağlı olarak çoğunlukla dışarıda oluyoruz. Bu hafta da oldukça yoğundu. Yine de aynı şekilde devam etmeyi bekliyorum. 27 Ekim Okul gerçekten çok yorucu, çok zor ve çok yoğun. Sürekli dersten derse geçiyorsun. Omuzlarında sanki ağır bir yük var, hiçbir şey yapmak istemiyorsun, okulundaki ya da sınıfındaki insanlarla uğraşmak istemiyorsun ama mecbursun… Ve çoğu zaman kendin gibi hissetmiyorsun çünkü bulunduğun ortam sana kendini rahat hissettirmiyor. Bu yüzden sadece sabredip devam etmek zorundasın… Acaba
Seyfullah’ın Ekim Günlüğü

Seyfullah’ın Ekim Günlüğü tramvay Ekim 30, 2026 22 EKİM Samimiyet, zamanın kaybolduğu mekan Samimiyet, sonsuzun ayak seslerinde her an Gündelik Hayatın MonotonluğuRuhun ritmini kaybettiği yerde, yaşamın sesi de susar. Ritimler hareketlenince coşan ruhun, ritimsiz kalmasıyla boğulmasına benziyor gündelik hayat. Kişi sabit bir çizgide yürüyemiyor. Monotonluğa düşen her şey çürümeye mahkûm gibi görünüyor. Çürümeden nasıl kalır diye baktığında göreceğin şey, döngüsel olarak her şeyin değiştiği oluyor. Ruhun MevsimleriHakikati sabit kadem kalmak sananlar sanırım en çok bu noktada yanılıyor. İnsan mevsimlerin akışına ayak uyduramazsa eğer hastalanır ya hani, kışın yazı yaşamak soğuk algınlığına neden olur hani. Bu sebepten, hayatında çoğu şeyi değiştirir insan mevsim değişiminde; kıyafetlerini bile… Bu noktada ruhun da mevsimlerine ayak uydurması neden marjinal gelir çoğu kimseye? Hareketin SırrıKalp dahi bir daralıp bir açılarak bedeni hayatta tutarken ve tek çizgide ilerlediğinde yaşam sona ererken, insanoğlu neden sabit kalmaya çalışır ki? Kâinatın döngüsel hareketi canlılık göstergesiyken, yaşayan bir varlık neden tekdüze bir hayatı tercih eder? Daha birçok soru zihinde belirirken hareketsiz kalmaya devam edemezsin. Peki, nasıl bir hareket insanı insan yapar ki diye sorduğunu duyar gibiyim. Bu noktada kâinatın hareketine ayak uyduranlar kazandı derim. Hareket, var olduğunu kanıtlar. Nasıl hareket ettiğin ise, nasıl var olduğunun göstergesidir. Kâinatın RitimleriNasıl ki dünyanın hem kendi etrafındaki dönüşüyle gece ve gündüz oluşur, güneş etrafındaki seyriyle mevsimler… Monoton gibi gelse de hep farklı bir anın başlangıcını sana sunar. Öyle ki kişi de kendi hareketine göre gecesini gündüzünü belirler; başkalarıyla uyumlu akışıyla da mevsimlerini… Ama hareketsiz kalmak, ölü bir hâlin göstergesidir; yani var olmama durumunun. Yeniden Doğuşun KıvılcımıBelki de bu yüzden, ritimler hareketlenince coşan ruhun, ritimsiz kalmasıyla boğulmasına benziyor gündelik hayat. Kişi sabit bir çizgide yürüyemiyor. Birçokları gündelik hayatın içindeki monotonlukta yok olup gidiyor çoğu zaman. Oysa bunun farkına bile varmıyor.Oysa fark edildiğinde, en küçük bir kıpırtı bile yeniden doğuş gibidir. Bir düşüncenin yön değiştirmesi, bir adımın alışılmış yolu terk etmesi, bir bakışın farklı bir gökyüzüne çevrilmesi bile hayatı yeniden akıtır. Bir yazarın dediği gibi:“Ben hep patikalarda yürüdüm. Daha zordu ama daha güzeldi.” Çünkü hareket, yalnızca bedenin değil, ruhun da nefesidir ve kim ki bu nefesi duyarsa, o artık yaşamın ritmine geri dönmüştür. 24 EKİM Helezonlar KuşağındaYansımaların ucu bucağı yok. Her an, bir parıltıyla görünür kılınan her şey, bir andan sonra kaybolmanın eşiğine sürükleniyor. Bir yok oluş hâlinden çok, bir varlık muştusu içinde kayboluşları… Hayata küçük bir dokunuş belki de. Ufacık bir dokunuşla kayıplara karışıyorlar.Bir senfoniyi andırıyor bu görüntü. Yalnızca bir kere görebiliyorsun her şeyi. Bir kere… Nasibin varsa değmeyin keyfine. Her an aynı gibi görünen şeyler bile, eşsiz ve tek olarak anlık biçimde girip çıkıyor hayata.Zaman sanki bu helezon kuşağının beyaz perdesi; arka planda, o perdeye yansımak için mücadele eden bir eşya manzumesi var.Hayat perdesinde görünmenin bile inanılmaz bir şey olduğunu algıladığında insan, aslında ilahî bir senfoninin bir notası hükmünde olduğunu da anlıyor. Bir noktada artık sadece o senfoniden çıkan enfes müziği dinlemek istiyor. Zaman, bu dakikadan itibaren önemini yitiriyor. O beyaz perde, yerini ahenkli bir müziğe bırakıyor.Garip diye bir şey kalmıyor hayatında. Her şey olması gerektiği gibi işliyor. Kâinatın hareketi, insanın hareketi olmaya başlıyor.Bu noktada zıtlıklar anlamını yitiriyor: iyi veya kötü, güzel veya çirkin… Hepsi hayatın musikisinde bir notadan ibaret kalıyor. Hepsi bir bütünün, bütüne anlam kazandıran parçaları.Helezonlar kuşağında yansımaların ucu bucağı yok. Sabahın ışıkları da sonsuza götürür, akşamın kaybolmaya yüz tutmuş mor iklimi de. Ümidin de sonu yok, yeisin de… Hangisine tutunacağı belirliyor insanın kim olduğunu ve sonsuzda hangi yolu tutacağını. Sonunda insan oluyor. İnsanca oluyor her şey.Akabinde beliriyor — görebilirsen — helezonlar kuşağında sonsuzluk bestesi… Dinlemesini bilene… 27 EKİM Bazen yetersiz kelimeler kuşağında dolaşıyorum. Zaman anlamını yitiriyor. Mekan kayboluyor. Gel gelelim o anı anlatacak kelime bulunamıyor literatürde. Zihinde dolaşan duygu manzumesi kağıda düşmüyor… Arkadaşlarınızla paylaşmak için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Newport’u Gezelim! Bilinen Bir Kadının Mektubu Şükûfe’nin Mayıs Günlüğü
Meryem’in Ekim Günlüğü

Meryem’in Ekim Günlüğü Meryem Çiçek Ekim 30, 2025 10 EKİM 2025 Bazen, ilk kez bakmak lazımBazen, ilk kez bakıyormuş gibi bakmak lazımBelki deİlk kez bakıyormuş gibi,Bakmak lazımBir şeylerin değer kazanması içinBir şeylerin değerini hatırlamak içinDeğer bilmek içinİlk kezİlkBakmak lazım.Bakmak lazım… 14 EKİM 2025 Zaman hızlı, zaman yavaş.Kendine takılıyor insan…Hayat değişmeyecekBelirsizlikle yaşamayı öğrenmeli, belli olana sabretmeli.. Zaman hızlı, zaman yavaşYapmak istemekten yorulduysan, olmak istiyorsan..O kadar olmak ki olduğunu unutmakDüşünce hızlı, hayat yavaşHayal hızlı, hayat yavaş..Uymayan parçalar aklımı başımdan alıyorYüreğimi kalbimdenYüz kere deneyince girmez yanlış yere ait parçaNeyi yüz kere deneyeceğim, neyi nerede bırakacağımBilmiyorumDenge sakin, denge hoş. Denge insanda bi tebessüm.Orta yolda olmak istiyorsa insanOlamıyorsa bir türlü Olmalı işte bir kimse, ve olmasını istediği şey uğruna olmalı olacaksa Ne doğru, ne yanlış?Bilmek de zor bilmemek deBildiğini zannetmek de zor, bilmediğini bilmek deBir yol seçmek gerekSeçmek lazım gülen yüzüm, ve ağlayan içimSeçtiğine de sebat etmekBilsen de bilmesen deBildiklerinle ve bilmediklerinleZaman hızlı, zaman yavaşSonu gelecek, bir perdeleri aş Zaman hızlı, zaman yavaşNe uyku ne de aşZaman hızlı zaman yavaşNolur ruhum bedenimi aşNolur ruhum, bedenimi aşZaman hızlı ama şu an yavaşBazı eğri, bazı büğrü, ama bu tepelerde dolaş 15 EKİM 2025 Ya iyi ya kötüOrtası olamıyor insanYa uzak ya yakın Ortası olamıyor, inan Ya sen, ya herkesSeçmeyi gerektiriyor zamanHerkeste kendini görebilende maharetYoksa birliktelik de, halvet de yalan Hakk’ı Halk’ta görmek meseleHalkı Hak’la görmek meseleHakk’ı Hak görmek mesele Kendini bilmeyen için, yalnızlık da yalan Kalabalıklar içinde tefekkür edemeyenYalnızken yalnızca nefsiyle pençeleşiyor inan Halka soluk olamıyorsan Hakk’la soluklanamıyorsundurHakk’la soluklanamıyorsanHakk’a soluk olamıyorsundur Gecem aydın değilkenKimin gündüzünü aydınlatayımAma bunu ummaktan vazgeçmek, felaketim olur Artık hiçbir şansım kalmadıHer geçen günDaha çok şey kaybediyorDaha çok şey fark ediyorum Bilmek yetmiyorKaç kez diyeceğimArtık olmak istiyorumBildiğim gibi olmak Olmam gerektiğini bildiğim gibi olmakDosdogruBelki bilmemde de yanlışlık varBelli ki öyleYoksa neden böyle yavaş yol alıyorum Kırılıyor, kırmaktan korkuyorumKırılmaktan da…İtiraf edemesem deHislerimle baş edemediğimdeKalbim kaldırmadığındaDurdurmaya çalışıyorumHissetmeyi Ve inan ki, bazen başarıyorum da bunu. İnan. Koşunca hissetmiyorum bazenHızlı nefes alırkenAdrenalin damarlarımdaykenAksiyon Durmanın benim için olmadığını hatırlatıyor bu durumÇok açığım düşmeyeVe savrulmaya Ama mesele yanabilmek işte“Yanana kadar…Yanıp da yakmayana kadar”Lakin ben yanarken yakmamak için kendimi söndürmek için dua ediyorumHoş benim yanmam günahlarımdandırKeşke aşktan olsaKeşke yalnızca dönüp de nefsime bakabilsem“Yanana kadar…Yanıp da yakmayana kadar”Bir cümle ne kadar şifa olabilirseBir ton düşünceNasıl bir cümleye sığarsaÖyle bir cümle Acıtanın canının acımasını istemiyorumAcıtmaktan korkuyorumAcıtmasın istiyorum Ama korku ve endişe bende hükümranlık sürüyorSonra akıbetimden korkuyorumHiç cesur olabilecek miyim?Oldum diyelimKalabilecek miyim öyle? Ah kalbimİstediklerimi istemiyorNe istediğimi de artık bilmiyorumAma bir şey biliyorum Hakkı ile istemem gereken şeyiBiliyorumİstet nolur, arat beni, yoluna koyulayımDönmeyeyimVarsın yolunda öleyimVarsın ne demekNe olur öyle olsunYolunda, yol için, yol yorgunluğu yaşamadanDiri gibi yaşayıp, diri bir ruhla öleyim Yaşamam da, ölmem de Yaşatmak için olsun Lakin ben karışıyorum işin içineİşte en büyük savaşVe savaş meydanında Ben ve ben YapayalnızızYapayalnız. Nolur beni yalnız bırakma. Ben Sen’i unutsam da Sen beni unutma. Sen hiçbir şeye muhtaç değilsin, bense her şeyimle, her şey için, her zaman Sana muhtacım. İstidadım olmasa da affet beni. Kaba sözlerime bakma. Sükut edemeyen dilime bakma. Bana anlamanın konuşmasını, ve anlamanın susmasını ver. Her şeyin geçiciliği çok bariz şimdi gözümde. Çiçek solacaksa, benden olmasın nolur… Benden solmasın nolur… 16 EKİM 2025Ne yapacağını bilmek meseleYalnızca bir şey yapmak değilNeden yaptığını bilmek belki de “Ölüm bize ne uzakBize ne yakın ölüm”Karşı evdeki yaşlı teyze Gecenin bu karanlığında evde yalnızVe nasıl koruyor akıl sağlığınıO neye inanıyorYahut benim inancım benim yalnız hissetmeme engel oluyor muKuvveti yeterli miOnunki nasılKorkuyor muNasıl hissediyor her sabah uyandığındaKısa ziyaretler onu rahatlatmaya yetiyor muGömülünce ne kadar hızlı çürüyeceğim?Yoksa gömülmeden çürür mü yaşadığını zanneden bedenimÇok uyuyan gözlerimÇok tatlar alan dilimBoşa geçen vaktim Hayatın anlamı olmalı kiÖlümün olsunRabbimKorkuyorum RabbimDaha sık korkmalıyımKorkmam gerekenden Ne kadar küçültüyor günlük hayatın tüm hayatı kaplayan endişeleriniVe ne kadar küçük bir teselli ölüm Hayat, problemleri ile üzerine gelirkenAçı ne kadar enteresanNereden, ne zaman, nasıl baktığın Ne kadar önemliBaşka zamanlardaki kendi halini bile anlamıyor insanUnutuyor NisyanBaşkalarını nasıl anlasın?“İlim ilim bilmektir,İlim kendin bilmektirSen kendin bilmez isenBu nice okumaktır”Ölüm“Ölüm bize ne uzak,Bize ne yakın ölüm”Dünya evim degilHan’ım. 17 EKİM 2025 Karnı tok olanı doyurmak zordurPeki Ya Manası ile açlık içinde kıvrım kıvrım kıvranana Aç olduğunu nasıl fark ettirmeli? Karnı tok olanı doyurmak zordurÇirkinle doymuş, güzel de olsa bir lokma koyamaz boğazınaGüzeli tadan için iseAcıdır tattıramamakTattığının tadının güzelliği kadar acı Yeter ki beklentisiz olsun aşkYeter ki onura takılmasın aşkYeter ki Yetmesin sana hiçbir zamanVe O’nu kaybetmenin, yahut hiç kazanamamanın korkusu ve endişesi sarsın gecelerini Lakayt kalmakAhCiddi bir sevdaya Ve güzel bir şarkı bir çocukken dahi dinlediğim:Zaman yok İşin doğrusu, Seven, sevdiğine sevdiğini göstermeye çalışmadanİstemsizce, doğal, göstermez mi? Başka açıklaması yoksaNe bu, sevmiyor muyuz? Görmek zor Adam gibi adamların CiddiyetiniAynadaki suretteDuymak zorAdam gibi adamların sesleriniDuvardaki yankıdaHissetmek zorAdam gibi adamların tesiriniYalnız hissettiğin kuytularda Son kahraman da göçtü tanıdığımGöçmek gitmek olmasa da Sen olamasak da Sana Yaran olabilmeliİnan, olunabilmeliÇünkü olunmalı Ey SadıkYakın ol bizeDizim dizine değsin Yazdıkça kaybediyorYazdıkça kayboluyorum Devam edince mi bulacağım Kendimden verdikçeBoşalıyorumHafifSallanıyor boşalan bedenim Ayaklarım yere basmıyor Normal miFantastik bir dünyanın hayallerininVazgeçtiğim gerçekliği kaplaması Ah güzel pusula 18 EKİM 2025Dünyada böyle insanlar da var. D. Tanıştırana kurban, beraber tanıştıklarıma kurban. Her gün ne çok şey öğreniyorum onlardan. İnşallah öğreniyorumdur. Kendimi karşılaştırınca durum utanç verici. İçim dışarı görünse her şeyimi kaybederim. Saklayana kurban, Affedene kurban. Sır tutana kurban. Ama olsun, utanmak da bir duygu, hissettirene kurban. 19 EKİM 2025Yakmayacak kadar uzak her şeye, ısıtacak kadar yakın.Yalnızlığı gerektiriyor Takatsız ruhlar ve antrenmansız bedenler için.Bir çok şey öğrendim açın ileŞimdi hepsini unutmam gerekHer şey iyi ki olduLakin, keşke sebebi ben olmasaydım.Uyku tutmuyorsaZannimça başka şeyler tutuyordurSevsen de, sevmesen deBe canım, sev sen de! UyuyamıyorsamNeyi yamıyorum? Şifa gibi geliyor Bak işteBir şeye başladı mı duramıyorBaşlamayınca da başlamıyorum 20 EKİM 2025“Ağır yaralı, çok ağır yaralı Kalbim.Ne sana, Ne de kendine gelir, hayret!”Yarayı kendi açtığını fark ettiğinde iyileşecek, yahut yarayı seveceksin. Yahut başka bir şey. Ama kendi açtığını fark etmen gerekecek yaşadım diyebilmek için. 21 EKİM 2025Okuluma gittim bir süre sonra birkaç hocayı ziyaret etmek için, birkaç şey sormak için, bazılarının hediyelerini vermek için aynı zamanda. M ile ziyaret ettik birini. Bugün edebi bir şey yazamayacağım ama içim çok rahatladı 3 yıllık profesörüme sonunda birkaç ay sonra hediyesini götürdüğüm için. Bana baya hayat ve okul tavsiyesi oldu. Gerçek bir dede gibi tavsiyeler… Kızım kendini ateşe atma tarzında.
Meryem’in Mayıs Günlüğü

Meryem’in Mayıs Günlüğü Meryem Çiçek Mayıs 28, 2025 1 MAYIS 2025“Ölmek mi zor, yaşamak mı?” Bence ikisi de… Hayat zorken yaşamak, ve günahın çokken ölmek… “Hayatımız şiir olursa, herkes bizi bestelemek ister.”“Tutunulacak bir dal olunmalı…”“O emaneti insan yüklendi”“Haklı olsak bile özür dileyeceğimiz için hangi mahkemede yargılayacaklar bizi?” 2 MAYIS 2025Gece 4. Her şey hayırdır. 3 MAYIS 2025N’nin mezuniyeti, camide tanıştığım kız, finallerim, ve bu yıl verdiğim yanlış kararların kalbimi ve beynimi kaplayısı. Ama artık geçmişse geçmiş midir? Ne demek lazım gelir?Geçmiştir.Geçmiş olsun. N’nin arkadaşlarından biri sordu:“Bir Firavun olsan, kendin için yapacağın anıtın şekli nasıl olurdu?”Biri yuvarlak çünkü yer ile bağlantısı çok küçük, tekil bir nokta olması gerekir ve zor olur dedi, diğer de o kadar zor olmasın yuvarlanan bi anıt yapalım yılda maksimum bir şehir yıkılır dedi. Öyle. Basit şeylerden bahsetmek de basit. 4 MAYIS 2025Korkunç bi rüya. Kalp ağrısı ile kalkmak boşa değil. Rüya mı beni bozdu ben mi rüyalarımı?Ümitsiz değilim, ama pişmanım sürekli. Bana başka türlü olmuyor. Gerçeklikten uykuya bile kaçamıyorsun be Meryem. Ailecek Constantine’i izledik. 5 MAYIS 2025Flyer dağıttım cuma günkü workshop’imiz için. Güzeldi, sanki hep başkasının yapacağı bir şey gibi görülen bir şeyi yapmış oldum kendim adıma. Utanmadım. 6 MAYIS 2025Dersler bitti, lab vardı, 4 finalden daha zor olan 3u kaldı. Birkaç güne gelecek senenin nasıl geçeceği az çok belli olacak inşallah. Kızlarla dışarıda ders çalıştık sabah. Profesörümü USC’den red geldiğinden beri ilk defa gördüm, o da üzüldü. Sanki bazen insanların üzülmesi beni kendi üzülmemden daha çok kötü hissettiriyor. Biraz geleceğim hakkında konuştuk. Dersim yok ama günler hızlı geçiyor. Odaklanamıyorum çok, ama genelde zorlanıyorum zaten bu konuda. Vallahi şikayet değil bunlar günlük. Kendi kendime günümü düşününce hep aklımda kalanlar ne daha iyi olabilirdiler oluyor. Ama şükredilecek çok şey oluyor genelde. Biraz gitar çaldım boş olan bi saatimde ve okumak için tüm odaklanma gücümü verip arada odaklanabildiğimde okuduğum makaleden de güzel şeyler öğrendim. Noorever’da şiir videosu paylaştık. Workshop’la alakalı malzemelerin bir kısmı halloldu çok şükür. İyi geceler günlük… 7 MAYIS 2025Kızlarla sabah ders çalışmaya çıktık. Dönem için çapstone raporumu (Önceden başlamış olmama rağmen) bitirmem beş saat falan sürdüğü için ders çalışamadım ama en azından o bitti. Eve geldik, evdeki birbirinden alakasız azar azar malzemeler ile yemek yaptım ve herhalde yaşadığım korku ve Allah’ın merhameti üzerine yemek çok lezzetliydi. Biraz Faust okudum. İyi yazar, iyi kitap. Gece kurabiye yapıp üç gibi yattım. 8 MAYIS 2025M’den vazoları ve marketten çiçeği aldım. Gece ders çalışmaya başladım. Baş ağrısı geçmeyince uyudum. 9 MAYIS 2025Erguvan CABM’e geldi :). Hayatımın iki parçası birleşti. Hep kamplardan ayrılıp gelmem gereken binaya arkadaşlarımın gelmesi çok güzel oldu. Ben hazırlığı yaparken H geldi ve Allah göndermiş çünkü masaları tek başıma tüm binayı o ağır sürtünme sesine boğmadan çekemezdim, ve o yüzden de ortamı pek düzeltme şansım olmazdı. Neyse, sonrasında Professor G, sonrasında da S ve C geldi. P koşmuş gecikmemek için, ağlayacaktım. Geç kalıyordum dedi hoca, ben de içimden dedim… Neyse. İnşallah dünyadaki herkes sözüne hassasiyetle riayet eder, başta ben. Başta çünkü kayıt olan kişilerin çoğu yoktu. Yavaştan bir 5-6 kişi daha geldi çok şükür ama başta 4-5 kişiydik. NJ Erguvan programda hem Professor E hem de P ile tanıştılar. E programa katılmadı yoğun olduğu için ama aşağı gelip bize biraz takıldı. Nasıl yapıldığını falan sordu, kızı böyle şeyleri yapmayı seviyormuş. California’ya gitmek istememle alakalı şaka yapıp durdu. S de excelde yaptığım tablolarla ilgili ikide bir soru sormamdan bahsetti :). Önümde arkamdan konuştular hakkat… Güzeldi. Workshop’tan sonra biz değerlendirirken C ve V ile, B geldi bize sorular sordu Erguvan ile alakalı. İnşallah onunla da bir şeyler yapmak nasip olur. Kadın çok güzel çizim yapıyor. O da Polonyalı ve benzer bi gruba dahilmiş kendi kültürlerinden insanlarla önceden. E-Talks’a davet ettik ve newsletter’a ekleyeceğiz. V sayesinde otoparka asla ve katta bilmediğim bi labirent gibi yolun içinden geçerek vardık hiç dışarı adım atmadan. Üç binanın alt katı birbirine bağlı resmen yukarıdan tamamen farklı ayrı ve uzak üç bina… Onca kış günü dışarıdan yürüdüm o yolu… Neyse, doğa ile etkileşime geçtim denebilir. C mi eşyaları taşıdı eşyalar mı C’yi, bilmediğimiz bir deneyim yaşadık kolilerle. Eve ancak 6 gibi geçtik, kızlar gelmek üzereydi. Bu hafta yemeğimiz yoktu ve normalde aktivite yapacaktık ama hava yağmurlu diye gelecek hafta yapmaya karar verdik. Ben, kızlar kitap okurken Leziz Salçalı Makarna’yı yapacaktım en hızlı onu yapabiliriz programı aksatmadan diye. Ama kitap okumayı ertelemek için benimle mutfağa girişme istekleri konusunda onları gayet heyecanlı görünce… Salçalı makarna da yapması kolay bir şey, birlikte yapacak çok bir şey yok diye onlara kurabiye yapma görevi verdim. Bir de yumurtalı yeşil fasulye yaptık yemeğin yanına. Çok istiyordum kızlarla aktif bir şeyler yapmayı ayakta. ÇOK ŞÜKÜR kendi rızalarıyla talip oldular. Üstlerini başlarını bile isteye un ettiler. Neyse kendi elimizle ve süreçte acıkarak yaptıklarımızı C ve kızlarla yedik ve sonrasında kitap okuma vs yaptık. Kızlar gittiğinde yine tüm vücudumun ağrıdığını fark ettim. Etrafı topladıktan sonra kıyafetlerimle uyuyakaldım yorganın üstünde. Sanırım aksiyon bana uyuşturucu. 10 MAYIS 2025Sabah C ile North’a döndük. Çoğunlukla ev, azınlıkla yine ölü gibi yatağa düşmeler. Stres gerçek anlamda uyku yapıyor.Ah, FS arayıp buzluğunuzda iki dondurma kutusu için yer var mı geçerken bırakabilir miyim, bir de bi gece kalacak yeriniz var mı dedi. Biz Connecticut’a gitmediğimiz için o Connecticut’i bize getiriyormuş. Gerçekten masanızda otururken alabileceğiniz en normal arama. Mezuniyet hediyesi olarak dondurma ilk defa görüyorum :), bundan iyisi olmaz herhalde.Geleceğini bu şekilde öğrenmem komik oldu. Annem ve F’nın üzerine R da 10 gün sonraki mezuniyetime biraz hazırlık yapmam gerektiği konusunda beni en az onlar kadar ittirmeye başladı :). Bu insanlar gerçekten deli. Akıllı insanlar arasında yaşamam zorlaşıyor. 11 MAYIS 2025Şimdi 7 Mayıstan beri yazmadığım günleri yine fotoğraflara bakıp yazacağım. Yazdım.Sabah istediğim kadar erken kalkamasam da vaktin bereketini hissedeceğim kadar erken kalktım. Matematik çalıştım. Çok ara vermedim. Aralarımda da H’yi bir yere bırakıp geldim, anneme misafir hazırlığı ile yardım ettim vs. Hsn, E, ve M’ların kitapçıda olduğunu öğrendik gün ortasında ama gidecek vaktim ve durumum yoktu ders ve misafirden dolayı. Birini yapmazken diğerini yapmam lazım gelirdi. FS gelecekti 4 gibi, o geldi ondan sonra biraz vakit geçirdik namaz kıldı kızları ziyarete çıktı o. Sonra aradı beni bi iki saat sonra +1
Şükûfe’nin Mayıs Günlüğü

Şükûfe’nin Mayıs Günlüğü Şükûfe Mayıs 28, 2025 1 MAYIS 2025Bugün okuldan sonraya kaldık Nilüfer’le. Resim için bitirmesi gereken şeyler vardı. Bana da suluboya kağıdı verdi. Ben de saksıda çiçek çizdim. Daha bitmedi, bitirip boyayacağım. Seramik güzel, çok güzel hatta. Ama yapmadığım şeyleri yapınca daha heyecanlanıyorum. Resim pek çizmiyordum mesela. Hele boyama hiç. Biraz geliştirmek istiyorum kendimi resimde. Bi ara bu şarkıyı çok seviyordum. Hala seviyorum ama.. Neyse işte bu günün şarkısı da bu olsun: Ressamın Şarkısı – Bekir Karahan 3 MAYIS 2025Bugün biraz sıkkın bir gündü. Sabah kreş güzel geçti. Kreşten önce peynirle simit yedim. Çok güzel bi kahvaltı. Neyse, sonra biraz yoruldum. Kendimden. İnsanlardan. Böyle hayat üstüne üstüne gelir ya. Durup dururken. Hiçbir şey olmamıştır ama canın sıkkındır, bomboş gelir hayat. Hiçbir umut yok gibi. Kendini açıklayamamak çok üzücü. İnsanların seni anlamaması. Veya anlamamazlıktan gelmesi. İnsan yok olmak istiyor sanki. Konuşuyor da bi duvar varmış gibi duymuyor kimse seni. Birden yağmur başladı. Bardaktan boşanırcasına ama. Birden bire.. Öyle güzel yağıyor ki ama. Hemen dışarı çıktık. Yağmurda ıslandık. O kadar güzel yağıyor ki anlatamam. Böyle damlalar sana değiyor ama rahatsız etmiyor hiç. Üzüntünü alıyor sanki. Umut yağıyor gibi. Ardından gökkuşağı çıktı. Çok güzel bir gökkuşağı.. Gökkuşakları hep güzeldir zaten. Ablam bi alıntı söyledi sonra; “Hayat, fırtınanın geçmesini beklemek değil; yağmurda dans etmeyi öğrenmektir.” Vivian Greene’in alıntısıymış..Bugün biraz uzun bir gün oldu. Akşam 11 gibi eve geldim. Annemler bahçede ateş yakmışlar. Gözlerim şişmiş ağlamaktan. Annem anladı hemen tabi. Anlattım bende. Bir yandan hafif bi esinti var, bahar esintisi. Bir yandan da ateş ısıtıyor seni. Garip bir şekilde güvende hissettiriyor.Öyle işte.. Pek güzel bir gün değildi ama naparsın. Bugün de bitti.. 4 MAYIS 2025Bugün pazar, ailecek kahvaltı yaptık. Maç vardı sabah. M ile onu izledik. Güzeldi 1-0 yendik. Neyse, sonra R bizi makarna yemeğe çağırdı. Kızlarla salçalı makarna yedik. Sonra balkona çıktık ödev yapmaya. Karşı komşu köpeğini çıkarmaya çıktı. Bize selam verdi, sonra konuşmaya başladı biraz. Takı yapıyormuş, size de öğreteyim dedi. O kadar spontaneydi ki. Sonra köpeğini gezdirip geri geldi. Evden takı kutularını getirdi. Hep beraber küpe yaptık. Çok tatlı bir kadın. Çok yalnız yaşıyor. Köpeğinden başka kimsesi yok. Bundan bahsetti hep. Yalnızlık çok zor. Çok korkunç geliyor. 6 MAYIS 2025Okulda çok eğlendim. Böyle günler nadir oluyor bu aralar. Ama güzeldi bugün. Sanat galerimiz için masa inşa ettik. Daha doğrusu arkadaşlarım yaptı ben izledim. Lisenin son günleri güzel geçsin istiyorum. Ama hala ders işliyoruz ya yeter. Neyse az kaldı, sabır. Öğleden sonra yağmur yağdı. Nisan yağmurları 15 Mayısa kadar devam ediyormuş. N ile dışarda ıslandık biraz. O kadar huzurlu yağıyor ki. Hiç rahatsız etmiyor. Yağmur çok güzel zaten. 11 MAYIS 2025Sabah ablamla kahvaltı hazırlayalım dedik anneme. Mutfağı topladım ben, o da patatesleri soydu. Sonra annem indi aşağıya. Babam bahçeyi temizliyordu, onun yanına çıktı. Sonra biz patatesleri tavada yağa koyduk. Annem içeri geri geldi. Paçanga böreği yaptı. Onlar kahvaltıyı hazırlarken ben annemin hediyesini almaya çıktım. Dün kapı onu asılan çiçeklerden görmüştüm markette. Annem çok sever öyle. Gizlice gidip ondan aldım. Annem yukarda sanıyormuş beni. Alıp geldim verdik çiçekleri ablamlarla. Çok beğendi, çok mutlu oldu. Balkonda yaptık kahvaltıyı. Hava çok güzel, sadece güneş biraz fazla parlak. Ama varya hava çok güzel, tam tulumluk bir hava. Yemekten sonra Nilüfer’le sergiye gittik. Yine. Ama sergi yeri çok güzeldi bu sefer. Diğerleri gibi değildi. 1970’lerden kalma müze bir evin küçük bir odasındaydı. Arka bahçesinde de bitkiler, çiçekler satıyorlar. Ayçiçeği hediye ettiler bize. İnşallah çok güzel açarlar. Evin yanında şelale var. Şarıl şarıl su akıyor. Şelalenin yanındaki bir ağacın altında bir anne ile kız tasa oturmuşlar. Beraber kitap okuyorlar. Daha doğrusu annesi kızına okuyordu. Sergideki resimlerden çok daha güzel gözüküyordu o manzara. Resme dökülemeyecek kadar güzel. Canım çok sıkılıyor bu aralar. Ama sıkıntı gibi değil de sıkkınlık gibi. İçin daralır, göğsüne öküz oturur ya bazen heh o bu aralar çok oluyor işte. Son zamanlarda pek iyi hissetmiyorum. Güzel şeyler olmuyor değil, eğleniyorum arada, ama çok fazla boşluğa düşüyorum. Çıkmak isterken daha da derine düşüyorum sanki. Kendimi toparlamam lazım. Yoksa çok kötü gidecek herşey. 12 MAYIS 2025Selam. Bugün daha iyiyim. Okul güzel geçti. Böyle günler güzel geçince, okulu özleyeceğimi farkediyorum. Okuldan sonra huzur evine çiçek vermeye gittik kızlarla. Anneler günü için. Pek kişi kalmamıştı, çalışanlara verdik o yüzden. Ama çok tatlıydı herkes. Sonra eve geldim bir şeyler yedim, biraz iş yaptım, sonra uyudum biraz. Biraz değil baya uyudum. Bayıldım sanki bilincim açık ama hareket edemiyorum, gözümü açamıyorum. Sonra kendimi zorlayıp kalktım, gidip bir şeyler yedim. Pek birşey olmadı galiba bugün. Ama güzel bir gündü. Yarın da güzel olur inşallah. 13 MAYIS 2025Şimdi geldim okuldan. Bugün akvaryuma geziye gittik. Seramik hocam götürdü. Normalde hayvanat bahçelerini sevmem o yüzden akvaryumu da çok seveceğimi düşünmemiştim ama çok güzeldi. Gittiğim insanlar da güzelleştirdi tabi. Kendimi “Kayıp Balık Dori”de gibi hissettim. Akvaryum çok benziyordu filmdekine. Öyle baya güzel bir gündü. Arkadaşlarınızla paylaşmak için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Documento Sem Nome Zamansız Bir An Sizsizken Ben
Meryem’in Nisan Günlüğü

Meryem’in Nisan Günlüğü Meryem Çiçek Nisan 28, 2025 15 NİSAN 2025Kalp ağrısı sabah uyanınca ilk hissettiğinseVe gece yatmadan sabah geleceğini bildiğin…Herkesten öte o olur beklediğinAksatmaz, hep uğrarSana bu dünyada gurbeti yaşatırÇok enteresan, ince ağrıKendini gülüşlerle yaşatıyorAcıyla dolup, heyecanla içinden atmaya çalışmakÇok büyük tezatYahut uyumun ta kendisiYanarken etraf serinmiş gibi davranmakSahi kalbim ve karnımNe iyi arkadaşlarsınız sizAcı birinizden diğerine akıyorHiçsektemiyor 16 NİSAN 2025Bugun bir sarkidan dizeleri dinlerken aksam, gunlugume yazarim dedim: “Hiç faydası yokAldığım ilaçlarınBana sen lazımsınSen lazımsın, sen…”“İyi değilim benHiç iyi olmadım” Bir de şiirin dizelerini dinlerken, günlüğüme yazarım dedim: “Sevgim acıyorKimi sevsemKim beni sevse Eylül toparlandı gitti işte Ekim filan da gider bu gidişle Tarihe gömülen koca koca atlarTarihe gömülür o kadar” O yüzden kalıcı bir şeye tutunmalı insan Tüm şiirler şarkılar aynı arayışta sanki. Daha anlamlı ve gerekli olduğunu düşündüğüm şeyleri dinlemediğimde kendimi teselli etmek için şarkılardan, şiirlerden anlam çıkarmaya çalışıyorum, bazen. Adını beğendiğim de bir şarkı var…“Taşıdığım kadar varsın…”Bir de şöyle düşünebilirim: “Taşıdığın kadar varsın…” Bu bayrağı taşıdığın kadar bir anlamı var, var olmanınBu yükü kabullenip, bir de ben el atayım dediğin kadar…Elimden bir fayda gelmez, ama ben denemeye muhtacımBen bu yüke kurbanımDemek gerekDemesi kolay Yapması olasıya zor, dönemeçli, ızdıraplıEn zoru daHerkesin tersini söylüyor olmasıHerkesin yükünü hafifletmeye çalışmasıOysaki aynı yükle yüklenmek dünyayı güzelleştirecek olanYangını söndürmek değilBeraber yanmak aşkVefa, sadakat…Dertleşmek değil, aynı dertle dertlenmekDerdi yalnız O’na şerh etmekYine boyumdan büyük laflarBoynumu aşan sularHer gece uyuyabilen bir insan içinBoğazından lokma giren insan içinUtanç verici Bu nutuklarHer ne de olsa Doğruyu söylemek lazımBelki bir gün doğru olabiliriz… 17 NİSAN 2025En azından bir cümle demiştik.Bu sefer çok söyleyeceğim bir şey yok, olanlar da az robotik.Dün 5i gece uyudum, 8.30 daki dersim için 7.40 gibi kalktım, sonra uyuyacak vaktim olmadı ilk okula gittim ders, lab, ders ve dersten sonra istişareye ancak yetiştim. Oradan eve geldim ve bir iki şey yapıp ev programı yaptık, konuşmak isteyenlerle bir iki şey konuştuk vs derken gün bitti. Hızlı geçiyor günler. Üniversitede son yılım bitmek üzere. Birinci yıldaki halime şu zamanları anlatsalar asla inanmazdı herhalde. Hayat enteresan. Ölecekmişim gibi normalde yapmaya cesaret edemeyeceğim şeyleri yapıyor, söylemeye cesaret edemeyeceğim şeyleri söylüyorum. Sanki okulun son yılı son yılımmış gibi davranıyorum. Her şeyin bir sonu olduğunu bilmek insanı böyle yapardı demek, şu dünyadan da gideceğimizi gerçekten bilebilsek. 18 NİSAN 2025Komik biten bir gündü. Öğrencimin ailesinin gerçekten garip anıları var. İlk defa laser tag oynadım ve çok hırslı bir insan olmadığım için hiç eğleneceğimi düşünmedim, hatta girmemeyi düşündüm ama oyun başlayınca her şeyi unuttum gayet iyiydi. Onun dışında ilk defa sineğin karnını dışeke ettim, türkçesi garipmiş bu işlemin. Ama başım ağrıyor bu ara mikroskoba bakarken ve fazla odaklandığım için fiziken daraldım, çünkü bir buçuk saat falan oturup dört tane yarı başarılı mide çıkardım ancak. O kadar da öğrenmek istiyorum diye hocaya demiştim. Neyse yapacak bir şey yok kendi topuğuma sıktım ama en azından yeni bir şey öğreniyorum, sanırım önemli olan bu. Bu hafta boyunca maksimum yarım saat ödev yapabilmişimdir. Dersin yüzüne bakamadım derse gitmek dışında. Sanırım son üç haftadır falan böyle… İnşallah toparlarım sınavlar daha yaklaşmadan. Hiçbir şeyi aksatmadan ilerletmek istiyorum hayatı… Bakalım. 19 NİSAN 2025Vaktinde yazamadım. Bir sonraki günden yazıyorum. Dün gece uyumaktan çok olduğum için yapacağım bazı şeyler aksadı, bununla birlikte. Hatırladığım kadarıyla uyandım, bir şeyler okudum birkaç saat, evdekilerle kahvaltı yaptık, bi toplantıdan sonra M’lere gittim, biraz ödev yaptık, video çektim, oradan çıkıp liseli bi arkadaşın doğum gününde müzik çalmak için doğum gününün olduğu mekana geçtik M ile. Hayatımda doğum günü için o kadar hazırlık görmemiştim. Çok tatlı bir kız, yaşına göre de çok olgun. Sanırım olabildiğince arkadaşını bir araya getirmek için ve vakti zayi etmemek için baya hazırlık yapmışlar. Mozaik ile lamba tarzı bir şey yaptık doğum gününün parçası olarak. Aslında o sırada bilgisayarda işlerimi yapacaktım ama herkesin adına sandalye ve kit hazırlamışlar ve ben kenarda oturunca fark edip çağırdı arkadaş. Ben de yaptım öyle. Hazırlığın seviyesi o derece yani. Neyse, toplu ortamlarda o bazen nereden geldiğini bilmediğin birden bastıran enteresan hiçlik ve boşluk hissi dışında güzeldi. Enteresan. Neyse oradan eve gelince olduğumu zaten sanırım söylemiştim. Hüsn-ü zan yaparak, 5 den sonra pek uyumamama vereceğim ama bence psikolojik. 20 NİSAN 2025Bildiğini sever insan. Bilselerdi, yapmazlardı. Bilsem… 21 NİSAN 2025Güzel. Sabah yine dünü yazıyorum, inşallah alışkanlık haline gelmez. Sabah erken gerçekten konusunu sevdiğim bir ders vardı, hocaya dua ediyorum iyi bir insan gerçekten. Ders formatı da doktora dersleri gibi, okuyup geliyoruz ve derste okuduklarımızın üzerine soruları beraber tartışarak cevaplıyoruz gibi. Hoca bize tek yönlü ders anlatmıyor yani, akıcı ve aktif bir şekilde interaktif ve konular güzel. Dersten sonra öğleden sonra 1’e kadar dışarıda Neurobio’dan hocanın dediği notları geçirdim deftere, 1.30 saat falan sürdü sanırım git gel falan saymazsak. Geçmiş üç haftaya göre oturup çalışabilmiş olmam büyük başarı. Bir konunun yarısı anca bitti ama :). Sonra laboratuvara gittim ve 4.40’a falan kadar oradaydım. Bu sefer başım ağrımıyordu ve 2-3 saat falan aralıksız mide diseke edebildim! Postdoc nasıl floresan mikroskopla resim çektiğini gösterdi ama o makinayı bana tek başıma kullandıracaklarını sanmıyorum, çok hassas 🙂 Ve bize ait değil. Hem 15 dkdan önce kapatınca bozuluyormuş, 1.30 saatten fazla sürerse de iyi değilmiş vs vs. Son bir ayımda riske girdireceklerini sanmam. Oradan ancak bir görüşmeye yetiştim 5’de bir ablamın evinde, E.R.’la geleceğini konuştuk 2 saat. Sonra Erguvan toplantımıza girdim arabada eve dönerken. Bizim evdeki kızlardan Reyhan’ı okuldan aldım ve eve dört dakika kala araba durdu… Gerçekten saçma bir yerde sağa çekmem gerekti. VE YARIM SAATTİR NE ANLATIYORUM ben çünkü günlüğü sırf bunu anlatmak İçin açmıştım ve ne diyeceğimi unutup güne başından başladım. Gerçekten… hafızam… Neyse. Kenara çektik, benzinim normalde en alt çizgiden düştüğünde hemen bitmiyor ben de günüm biraz bir yerlere son dakika yetişerek geçtiği için, onun dışında da arabam hakkında boş vakitlerimde düşünmediğim için benzini doldurmayı ihmal etmiştim. Yani zaten bu seviyedeyken bitmiyor, kısa mesafedir diye diye… Reyhan baya bi eğlendi 🙂 Sayesinde ben de stres yapmak yerine eğlenebildim. Evdeki kızları aradık. Çok şükür dediğim gibi eve dört dakikaydık. (Bu arada bunların hepsi toplantı sırasında oluyor, kameramı kapatmıştım sonra da çok şükür molaya girdik). Onlar da yarınki sınavlarına çalışıyorlardı, işi gücü bırakıp geldiler bi yirmi dakikaya. Günlerine değişiklik katmış, öyle
T.D’nin Nisan Günlüğü

T.D’nin Nisan Günlüğü T.D Nisan 28, 2025 16 NİSAN 2025 “…içi nurla dolar.” Bu cümleyi okuduğumda insanı bir pile benzettim. Bir elektrik akımına ihtiyaç duyar, canlı kalmak için, sürekli nur saçmak için. Sürekli bir akım, akım ne kadar güçlü ise, parlama da o kadar parlak. 17 NİSAN 2025 Kurumuş ekmek ve tuzsuz peynir. Arkadaşlarınızla paylaşmak için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Şükûfe’nin Nisan Günlüğü Benden Gidişine Bana Gelişine Nilüfer’in Ekim Günlüğü