Sanata Dair

Sanata Dair Hamza Seçkin Ocak 23, 2026 Sanat toplum için değildir. Sanat, sanat için de değildir. Sanat, hayat içindir. Bir felsefedir. Bir bakış açısıdır. Ne kadar bakarsanız, sizi o kadar içine çeker. Ne kadar içine çekilirsiniz, o kadar kafanız karışır… Bir döngüdür sanat. Yaprağın ucundaki bir çiğdem gibi… Yere düştüğünde toprak olur. Güneş vurduğunda buhar, soğuk çarptığında yedi köşeli bir kristal… Bizim yaptığımız sadece yorumlamaktır. Belli kalıplara sokarak bir anlam katmaya çalışırız. Fakat dünyanın toz zerresi olduğu şu koca evrende, bir kalıp yaratmak, insanoğlunun ömrünün yeteceği bir şey değildir. Ama bu, kötü bir şey olduğu anlamına gelmez. Sonuçta amacı olmayan bir insan, kaptanı olmayan bir gemi gibidir. Sanat bir kaptandır. Yön veren rüzgar, sonsuz bir denizdir. Ömür ateşini harlayan bir yakıttır. Aynaya her bakışta biraz daha yabancılaşan ruhumuzun, kendi sesini duyma arzusudur sanat. En yalın insan bile, farkında olmadan yorum katar içine. İhtiyacı olan şeyler basittir: bir boş bakış, yarım bir gülüş… ve sonsuz hayal gücü. Deryalara sığmayan bir farkındalıkla, içinde kendini bulur. Sanat, ruhun yansımasıdır. Anlamlandırılamayan bir bütündür. Estetiğe ihtiyaç duymaz; çünkü estetik zaten onun içinde saklıdır. Mantıkla açıklanamaz — fakat rastgele de değildir. Yin ve yang gibi: kaostaki düzen, beyazın içindeki tek siyah nokta…İnsansız bir sanat olabilir; lakin sanata sahip olmayan bir insan olamaz. Arkadaşlarınızla paylaşmak için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Kasım Kütüphanesi Oblomovka Hastalığı Humboldt ve Eğitim İdeali

Sanat Nedir?

Sanat Nedir? Bilal Uygur Aralık 31, 2025 Seslerin, ses dalgalarının muhteşem bir harmoni ile bir araya gelmesi: müzik. Kelimelerin dans ederek birbirlerini tamamlamaları ve ortaya harika anlamlar çıkarmaları: edebiyat. Boyaların, pigmentlerin, fırçaların tuvale değmesi ile ortaya çıkan görüntüler: resim. Ve daha birçok farklı alanda hayatın birçok yerinde karşımıza çıkan sanatın farklı dalları… Sanat, hayatımıza farklı şekillerde renk katarak hem gözlerimizi hem gönlümüzü şenlendiriyor. Sadece bu amaçla değil aynı zamanda tarih boyunca sanatın yardımı ile hangi toplumların neler yaptıkları, yaşam biçimleri, inanışları ve daha birçok konuda bilgi edinmemize de yardımcı olmuştur. Sanatın nasıl olduğu veya kimin için, ne için olduğu gibi sorular ise tarih boyunca sorulmaya devam etmiştir.  Antik Çağ’daki bazı filozoflara bakacak olursak günümüz dünyasından uzak bir fikre sahip olduklarını söylemek gerekir. Devlet eserinin yazarı olan Platon’a göre sanat, “idea”ların kusurlu bir kopyasıdır. Sanat ve sanatçı hakikati değil, hakikatin gölgesini, yani bir taklidini yapar ve gösterir. Bu sebeple sanatın insanı hakikatten uzaklaştırma potansiyeli olan bir etken olarak görür. Aristo ise Platon’un bu fikrine karşılık taklidin olumlu olmasını savunur. Sanat, taklit olsa dahi, dünyayı anlama arzusunun ürünü olduğundan insanı hakikate ulaştıran yolda kullanılabilir. Bu görüşlerden dolayı bu dönemde sanata “Mimemis,” yani taklit denilmiştir. Kant ise sanatı, özellikle de güzel sanatları, “kendi içinde amaç taşıyan bir temsil türü” olarak tanımlar. Ona göre sanat, zihinsel yetileri geliştiren, iletişimi güçlendirmeye yarayan faaliyetlerdir. Kant’ın sanat tanımı hem taklitçi hem biçimci hem de ifadeci öğeler içerir. Ancak Kant’ın büyük estetik sistemi aslında sanat merkezli değildir; sanat, onun “estetik yargı” kavramının sadece bir bölümüdür. Yani Kant için sanat, bilim, ahlak ve din arasında kurmaya çalıştığı büyük teorik bütünün yalnızca küçük bir halkasıdır. Yine de Kant’ın “deha” kavramı sanat tarihini derinden etkilemiştir. Hegel sanatın özünü, mutlak hakikatin duyusal biçimde görünür olması olarak tanımlar. En iyi sanat eserleri, duyusal araçlarla en derin metafizik gerçekleri iletir. Hegel’e göre gerçek olan rasyoneldir; bu yüzden düşünce, duyusallıktan üstündür. Bu nedenle sanat, doğal güzellikten daha yüksek olsa da ifade aracı olarak din ve özellikle felsefenin gerisinde kalır. Çünkü din imgelerle, felsefe ise kavramlarla hakikati ifade eder. Hegel’e göre her uygarlıkta önce sanat, sonra din, en sonunda felsefe üstün hâle gelir. Sanatın tarihsel gelişimi de duyusal olandan kavramsal olana doğru ilerleyen bu süreci takip eder. Sonuç olarak sanat kavramı, tarih boyun yalnızca bir estetik aracı olarak değil; insanın hakikatle, dünyayla ve kendisiyle kurduğu ilişkinin tarihsel ve düşünsel bir yansıması olduğu tartışmasını taşımıştır. Antik Çağ’dan modern felsefeye uzanan tartışmalar, sanatın kimi zaman hakikatten uzaklaştıran bir taklit, kimi zaman hakikate götüren bir araç, kimi zaman da mutlak olanın duyusal ifadesi olarak kavrandığını göstermektedir. Yukarıda bahsettiğimiz isimler, sanata farklı bakış açılarından bakmış olsalar da hepsi sanatı insan aklının, duyusunun ve anlam arayışının vazgeçilmez bir parçası olarak ele alır. Sanat, sanat için midir yoksa sanat toplum için midir? Yoksa sanat tanrı için midir? Bu sorular kişilerin kendilerince arttırılabileceği gibi, sanatın kimin için olduğundan ziyade, sanatın insanı nereye ulaştırdığı, akılla beraber hakikat yolunda bir araç olarak kullanılabileceği düşüncesi de ilginç geliyor. İşte bu yüzden sanat, hem düşüncelerle insanı yoğururken hem de insanlığın kültürel mirasını taşırken önemli bir yer edinmeye devam ediyor. Arkadaşlarınızla paylaşmak için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Hayatın Değeri Ekim Kütüphanesi Hindistan

Sandalyeler Üzerinde

Sandalyeler Üzerin(d)e Samiye Has Kasım 1, 2025 Tasarımcının görevi nedir? Tasarım, insanlık tarihi kadar eski bir kavram. Ama belki de her yerde karşımıza çıktığı için ne olduğunu fark etmek o kadar kolay olmuyor. Tasarım o kadar hayatımızın içine işlemiş durumda ki, çoğu zaman onunla yaşadığımızın bile farkında değiliz; oturduğumuz sandalyede, tuttuğumuz bardakta, bastığımız kaldırım taşında. Bir tasarım öğrencisi olarak “tasarım nedir, tasarımcı ne yapar?” sorusu, okulda sık sık karşıma çıkıyor. Aklımda bu sorularla, Rhode Island School of Design Museum’da gezerken, belki de en sade yerden başlamalıyım diye düşündüm: hepimizin her gün kullandığı basit bir nesneden, yani sandalyelerden. RISD Müzesi’nin koleksiyonunda, 16. ve 17. yüzyıllardan Amerikan sandalyeleriyle 20. ve 21. yüzyılın modern tasarımlarına uzanan geniş bir yelpazede tasarımlar yer alıyor. Benim ilgimi özellikle modern dönem sandalyeleri çekti. Fark ettim ki, 19. yüzyılın başında endüstriyel yenilikler hızla gelişmiş, seri üretim artık daha az sorun oluşturur hale gelmişti. Her şeyin daha mekanikleştiği bu dönemin ardından, insanlar “konfor” kavramını da daha derinlemesine düşünme fırsatı bulmuşlardı. Bu yazıda, koleksiyondan seçtiğim birkaç sandalye üzerinden,  konforun tasarımda nasıl farklı biçimlerde ele alındığını incelemek istiyorum. Tasarımcı Charles Eames’in bir sözü var: “Tasarımcının rolü, misafirlerinin ihtiyaçlarını önceden sezebilen düşünceli bir ev sahibi olmaktır.” Bu söz, tasarımın özünü çok güzel anlatıyor: insanı anlamak, ihtiyaçlarını hissetmek ve onlara cevap verebilmek. Sandalyeler bu anlamda mükemmel örneklerdir çünkü doğrudan bedenle, yani insanla temas halindeler. Örneğin Alvar Aalto’nun Armchair Model 31 (1931–1932) adlı tasarımı, fiziksel konforun en güzel örneklerinden biri. Aalto bu formu geliştirirken, tüberküloz hastalarının nefes almasını kolaylaştırmak için tasarladığı ünlü Paimio Chair’e giden yolu açmıştı. Sandalyenin kavisli sırtlığı bedeni destekliyor, açısı nefesi rahatlatıyor. Ama bu aynı zamanda malzeme ve teknolojiyle de ilgili. Aalto’nun o dönemde geliştirdiği yeni lamine ahşap tekniği, hem esnek hem de dayanıklı bir form yaratmasını sağlamıştı. Böylece kullanıcı sandalyeye “gömülmeden” rahatlayabiliyor; tasarım da insan merkezli bir yaklaşımı yansıtıyordu. Bir başka örnek, Charles ve Ray Eames’in DCW (Dining Chair Wood) (1946) modelidir. Tamamen kontrplaktan yapılan bu sandalye, ergonomik formuyla bedenin doğal eğrilerine uyum sağlıyor. Aalto’nun ve Eames’lerin sandalyeleri farklı coğrafyalarda, farklı düşünce sistemleri içinde doğmuş olsa da (biri İskandinav insan merkezliliğinden, diğeri Amerikan modernizminden) her ikisi de aynı noktaya varıyor: insanın bedeniyle uyumlu, samimi bir oturma deneyimi yaratmak. Ama konfor yalnızca bedensel bir şey değildir. Eero Saarinen’in Tulip Chair’i (1956), görsel konforun da en az fiziksel rahatlık kadar önemli olduğunu hatırlatıyor. Saarinen, bu sandalyeyi “masa ve sandalyelerin bacak karmaşasını ortadan kaldırmak” için tasarlamıştı. Tek ayaklı, zarif formuyla mekânda sade bir huzur hissi yaratıyor. Yani yalnızca otururken değil, bakarken de insanı rahatlatıyor. 1958’de tasarlanan Verner Panton’un Heart Cone Chair’i ise konforun duygusal boyutuna dokunuyor. Parlak kırmızı rengi, kalp biçimli sırtlığı ve heykelsi formuyla hem eğlenceli hem cesur bir görüntü sergiliyor. Gören herkesin dikkatini çekiyor ama aynı zamanda kucaklayıcı biçimiyle fiziksel ve duygusal bir sıcaklık yayıyor. Ve son olarak, Jomo Tariku’nun Nyala Chair’i (2023). Bu sandalyeyi müzede gördüğümde formundan çok etkilenmiştim. Etiyopya kökenli tasarımcı Tariku, Nyala antilobunun zarif boynuzlarından ilham alarak bu formu yaratmış. Üç ayaklı tabanı geleneksel Etiyopya taburelerini hatırlatıyor. Hatta bu tasarım Black Panther filmlerinde iç mekân dekorasyonu olarak da kullanılmış. Modern çizgilere sahip ama köklerini unutmayan bir parça bu. Bence en derin konfor da burada: insanın ait olduğu kültürü, evinden uzaktayken bile yanında hissedebilmesinde. Tüm bu örnekler bana şunu düşündürdü:Tasarım, yalnızca bir nesneyi “işlevsel” hale getirmek değildir. İyi bir tasarım, insanı hem bedensel hem duygusal hem de kültürel olarak yansıtır. Fiziksel destek kadar estetik, huzur ve anlam duygusu da verir. Sonuçta, tasarımcının görevi yalnızca bir sandalye yapmak değil; insanın kendini biraz daha rahat, biraz daha “evinde” hissetmesini sağlamaktır.  Arkadaşlarınızla paylaşmak için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Damızlık Kızın Öyküsü (The Handmaid’s Tale) Ters Yüz (Inside Out) Humboldt ve Eğitim İdeali

Çizim Yapmaya Ne Zaman Başladım? 

Çizim Yapmaya Ne Zaman Başladım? tramvay Aralık 15, 2024 Herkese merhaba! Ben Sümeyra… Çizim yapmaya, birçok kişi gibi ben de çok küçük yaşlarda başladım. Çizime olan ilgilimi ve sevgimi arttıran şeyse ilkokul ikinci sınıfta tanıştığım bir arkadaşımdı. O, gerçekten de çok güzel çizerdi ve hayal gücü son derece geniş bir kızdı. Hiç “Bayan Mallard’ın Maceraları” adlı çizgi dizisini izlemiş miydiniz? İçinde ördek karakterleri bulunuyordu. Hatırlıyorum, arkadaşım bana bu ördek karakterlerini nasıl çizeceğimi gösterip öğretti. Onun bu çizim tarzı çok hoşuma giderdi. Çizgi filmlerden söz açılmışken, ben de her çocuk gibi onları izlemeyi çok severdim. Zamanla, bu ilgim beni onları çizmeye teşvik etmeye başladı. Sevdiğim karakterleri çizmeye çalışırdım fakat o zamanlar bakarak çizme konusunda pek başarılı değildim. Bu nedenle, bilgisayar üzerinde kağıdı koyup karakterleri bu şekilde çizmeye çalıştığımı hatırlıyorum. Pek farkında değildim ama bu sayede çizim ve boyama konusunda daha da ilerlemeye başlamıştım. Yıllar yılları kovaladı, çizim yapmaktan vazgeçmedim. Portre çizerken bazı zorluklarla karşılaşıyordum. Pek beceremezdim– hala da tam yapabildiğim söylenemez. Lakin yaklaşık altı yıl önce bir müzik grubuna ilgi duymaya başladım. Sosyal medya platformlarında, bu grubun hayranları tarafından yapılan fan sanatları beni büyüledi; portreler, karikatürler ve benzeri çalışmalar… Kendi yeteneğimi keşfetmek ve diğer sanatçılar gibi bu grubu çizmek istedim. İlk başta çizgi film tarzı kullanıyordum, ardından portre denemelerine yönelmeye başladım. İlk başlarda pek başarılı olamadım, ancak zamanla yarı gerçekçi portreleri çizmeye başladım. Boyama konusunda da izlediğim videolar sayesinde sulu boya yeteneklerimi geliştirdim. Bu süreçte çizimlerim ilgi görmeye başladı ve kendi tarzımı oluşturmaya başladım. Bazen zorlandığım olmadı değil, hata yapmak kaçınılmaz oldu. Ancak ilginç bir şekilde bazen bu hatalar sonucunda ortaya çıkan resmin beklediğimden farklı ama son derece hoş bir şekilde dönüştüğü anlar da oldu. Bu nedenle, resim yaparken, yaratıcılığınızı ve çabanızı korumanın önemli olduğuna inanıyorum. Başladığınız işi tamamlamak, bazen sürprizlerle dolu olabilir ve sonuç sizi tatmin edebilir. Evet, her şey tabii ki bunlarla sınırlı değil ama sanırım söyleyebileceklerim şimdilik bu kadar. Çizim yapmak isteyenlere tavsiyem, sürekli vazgeçmeden denemeniz olacaktır. Resim yapma becerisi pratiklik ister ve sonuçlarını da zamanla gösterir. İlerlediğinizi gördüğünüzde de çok mutlu olacağınıza inanıyorum.  Buraya kadar bana eşlik ettiğiniz için teşekkür ediyorum, kendinize çok iyi bakın! Sevgilerle… Arkadaşlarınızla paylaşmak için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Şebnem Ferah  Sanat & Kültür Hindistan

The Suay Sew Mağazası

The Suay Sew Mağazası ​ Zeynep Özçelik Kasım 15, 2024 Moda en etkileyici sanat biçimlerinden biridir ve neyi, ne zaman, nerede ve nasıl giydiğimiz kadar kıyafetlerimizin üretilme şekli de önemlidir. Her gün giydiğimiz kıyafetler bazen, işçilere yönelik insan haklarını ihlal eden, savurgan, etik olmayan bir moda endüstrisinin ürünleri olarak karşımıza çıkar. 2017 yılında Kaliforniya, Los Angeles’ın kuzeyinde Lindsay Rose Medoff tarafından kurulan The Suay Sew mağazası, çöp sahasındaki yaklaşık yüz yirmi bin kilogram kıyafeti onarır, yeniden tasarlar, ve yeniden kullanıma sunar. Bu küçük dükkan, işçi haklarını savunan ve moda endüstrisinin oluşturduğu büyük miktardaki atığı ortadan kaldırmak isteyen azimli işçiler tarafından yönetilmektedir. İşçilerden biri olan Silvia Acevedo’a göre, ürünleri ve mağazayı özel kılan en önemli unsurlardan biri de insan emeğine verilen değer ve mağazada bulunan robotların sayıca az olmasıdır. Tayca “suay” kelimesi güzel anlamına gelir ve hem mağazanın rengarenk ürünlerinde hem de işçilerin aktivizminde bu güzelliği görmek mümkündür.   The Suay Sew mağazası pandemi döneminde Cleveland Clinic gibi çeşitli sağlıklı örgütlerle işbirliği yaparak iki yüz binden fazla maske bağışlar. Lindsay Medoff’a göre ana misyonları “toplum odaklı olmak” ve bu önemli değeri hiç bir şeye değişmemektir.   “Topluluğa ihtiyacımız var, çünkü sahip olduğumuz ve sahip olacağımız tek şey bu.” Arkadaşlarınızla paylaşmanız için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Şebnem Ferah  Sanat & Kültür Hindistan

Marcel Duchamp

Marcel Duchamp Zeynep Özçelik Ekim 15, 2024 Marcel Duchamp Kimdir?​ Henri-Robert-Marcel Duchamp (1887-1968), 20. yüzyılın en önemli figürlerinden biri olarak kabul edilen Fransız-Amerikan bir sanatçıdır. 1904 yılında liseden mezun olduktan sonra Duchamp, Paris’e abisinin yanına taşınır ve burada Julian Akademisi özel sanat okuluna gitmeye başlar. Küçük yaşlardan itibaren sanat ile uğraşan Duchamp, kısa sürede sanat dünyasının kurallarını ve beklentilerini sorgulamaya başlar ve kendi yollarını aramaya koyulur. Birinci Dünya Savaşı’na tepkisinden dolayı Duchamp, 28 yaşında yeni bir yere, Amerika’ya taşınır ve sanat serüvenine burada devam eder. Duchamp’ın en ünlü eserlerinden biri olan 1917 yılında yaptığı “La Fontaine” (Çeşme) adlı eser, bir tuvalet küvetinin sanat olarak sunulması olarak tanımlanabilir. Bu eseri sayesinde Duchamp, sanatın dönüştürülebilir olduğunu ve herhangi bir nesnenin sanat olarak kabul edilebileceğini savunur. Duchamp’ın çalışmaları, düşünceleri, sanatın içeriği ve formu ile ilgili önemli konuların ele alınmasına yol açar– sanat dünyasının kurallarını ve beklentilerini sorgulamaya ve yeniden tanımlama çabasını yansıtmaktadır. Bu alışılmışın dışındaki çalışmaları, günümüzde de sanat dünyasını büyük oranda etkilemektedir. La Fountain Marcel Duchamp’ın, 1917’de New York’taki Armory Show’da “R.MUTT” takma adıyla sunmaya karar verdiği ticari olarak satın alınan izmal edilmiş bir nesne olan bir pisuarı, ters çevirir, imzalar, bir kaide üzerine yerleştirir, ona “Çeşme” adını verir. Bu çalışma “Ready-Made”, yüzyıllardır dünyayı temsil etmekle sınırlı kalan akademik sanat (geleneksel ve burjuva değerlerinin simgesi) olan “retinal sanat” a meydan okumayı amaçlamaktadır. Nesnelerin temsilinden, bu yeni plastik süreçle onların doğrudan sunumuna geçiyoruz: Nesne, bağlamından saptırılır ve görüntüsünü temsil etmeye veya bir desteğe dahil etmeye ihtiyaç duymadan bir sanat eseri olarak sunulur. Örnek olarak Kubistlerin daha önce yaptığı eserler verilebilir. Duchamp’ın gerçekleştirdiği ve Yeni Gerçekçilerin düşüncesini önceden şekillendiren bu eylem, sanat eserinin, sanatçının, izleyicinin var olma koşullarının yerine geçtiği için çağdaş sanat düşüncesi için temel teşkil eder. Eğer izleyici bir nesneye eser olarak bakarsa eser vardır, yani başka bir deyişle resmi yapan izleyicidir. Bir sanatçının eseri artık teknik ustalığa değil, eserin taşıdığı çağrışım gücüne bağlıdır. Bu nedenle herhangi bir nesne, sanatçı karar verir ve “eserlerin sergilenmesinin amaçlandığı bir yer” olan müzede bu amaçla gösterirse bir eser haline gelebilir. İşi yapan da müzedir. Böylece sanat eseri üsluptan ve teknik bilgiden kaçar. Bakmayı bilmek koşuluyla, herhangi bir nesnede ve herhangi bir biçimde anlam, soru ve yeni bir duyum arama olanağına yaşamın bir parçası denir. 2004 yılında “Fontaine”, İngiliz sanatçılar, galeri sahipleri, eleştirmenler ve müze küratörleri tarafından 20. yüzyılın en etkili eseri seçildi. İngiltere’de Turner Ödülü münasebetiyle gerçekleştirilen ankette “500 sanatçı ve alanın uzmanından oluşan bir panelin sorgulanarak modern sanatın kurucu eserlerinin ayrıştırılması” amaçlandı.“Richard Mutt’un bu çeşmeyi kendi elleriyle yapması önemli değil. Günlük hayatta kullandığımız sıradan bir eşyayı aldı ve öyle bir yerleştirdi ki kullanım anlamı yeni başlık ve yeni isim altında kayboldu.” Ready-Made (Hazır Yapım) Nedir? Ready-made (hazır yapım), Duchamp ile yeni anlamıyla hayat bulurken, sıradan veya gündelik nesneleri sanatsal bir mevkiye ulaştıran kavramın adıdır. Duchamp tarafından 1916 yılında ortaya atılan bu “yeni” kavramın akılları karıştırıp modern heykel sınırlarına dahil olduğu savunulmuştur. Bu terim, orijininden farklılaşan sosyal toplumların, sanatı diledikleri gibi yönlendirilebilir kılmalarına bir karşılık niteliğindedir. Geleneksel heykel anlayışından farklı olan bu konsept, bir takım felsefi yaklaşımları da öne sürerek, modernleşme safhasında sanılan, sıradan ve oyunlaşan sisteme karşı yönlendirilmiştir. Duchamp, cesaret öykülerine kendi imzasını da eklerken, yapıtının sıra dışılığı ve şaşırtıcılığıyla etkisini sürdürmeyi ve akıllarda dolaşan “Sanat nedir?” sorusuna tutulan acısız ışığın yönünü biraz daha geliştirmeyi başarmıştır. Arkadaşlarınızla paylaşmak için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Şebnem Ferah  Sanat & Kültür Hindistan

Pandemi Sırasında Sanat Hayatımı Nasıl Kurtardı?

Pandemi Sırasında Sanat Nasıl Hayat Kurtardı? Zeynep Özçelik Ağustos 15, 2024 2020 yılında Covid-19’un hayatımıza girmesiyle birlikte ABD genelinde ruhsal rahatsızlıklar artış göstermeye başladı. Amanda Porche, New York City merkezli otistik bir resim sanatçısı ve fotoğrafçı, Covid-19 pandemisi ile mücadele edenlerden biridir. The Arts of Autism web sitesinde şehirdeki hareketin ani duruşundan ve sürekli evde kalmasından kaynaklı olarak panik atak, izolasyon, yalnızlık ve umutsuzluk gibi duygularının yoğunlaşmaya başladığından bahsediyor. Yaşadığı bu zihinsel ve ruhsal zorlukların üzerine, virusun daha da yaygınlaşması, iş kaybına sebep oluyor ve ekonomik olarak da sıkıntı çekmeye başlıyor. Bütün bu negatif duyguların bir gün onun sonu olacağını düşünürken hayatına sanat giriyor. Pandemi sayesinde çizime karşı olan tutkusunu keşfediyor. Duygularını sanatın gücü ile ifade edip, kalemin kağıtta kayışını hissetmek ona ferahlık veriyor ve negatif duygularından kurtarıyor. Yaptığı sanat çalışmalarında genel olarak sosyal izolasyon, zihinsel çatışmalar, ölüm ve virüs gibi temaları takip edip olumsuz duygularını serbest bıraktığından bahsediyor. Bu dönemde vermiş olduğu bir röportajında farklı materyalleri keşfedip, “Sanat, hissettiklerinizi ve çevrenizdeki dünyayı nasıl algıladığınızı ifade etmekle ilgilidir” diyor. Sanat şuan Amanda’nın hayatının bir parçası olmaktan öteye geçmiş durumda, artık o sanat için yaşıyor. Arkadaşlarınızla paylaşmak için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Şebnem Ferah  Sanat & Kültür Hindistan

Sanat & Kültür

Güneş Işığı, Kum Ve Yumurta Kullanan Mısırlı Sanatçı Zeynep Özçelik March 15, 2025 Sanat malzemesi olarak güneş ışığı, kum ve yumurta kullanan Mısırlı sanatçı Hossam Gamal, Marilyn Monroe ve Johnny Depp gibi ünlü isimlerin portreleri üzerinde çalışıyor. Tuval üzerine büyüteç kullanan Gamal, Marilyn Monroe’nun portresini oluşturmak için güneşte bir saat kalmaya razı olduğunu söylüyor. Kullanmış olduğu sıra dışı malzemeler güneş ve büyüteçle sınırlı değil; aynı zamanda kum, yumurta gibi birçok materyali de içeriyor. Zaman zaman tavayı düşük ısıda ısıtarak, portreler oluşturmak için ince bir tabaka yumurta beyazı kullanıyor, bazen de sanatını hayata geçirmek için bir kartonu tuval olarak kullanıyor. Mısır’da sanat çok yaygın olmadığından dolayı eserlerini çoğu zaman sergilemekte sıkıntı çeken sanatçı Hossam Gamal, sanata yönelik fırsatlar arttırılması fikrini destekliyor.  Arkadaşlarınızla paylaşmak için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Şebnem Ferah  Sanat & Kültür Hindistan

Fred Eversley

Fred Eversley Süheyla Toksoy Şubat 15, 2025 2022 sonbaharında, California, Costa Mesa’daki Orange County Sanat Müzesi, Işık ve Uzay hareketinin öncülerinden biri olan Fred Eversley’e övgüyle yeni binasının açılışını yaptı. Işık ve Uzay hareketi, izleyiciye aktif ve çoğu zaman duyusal katılım gerektiren ve çarpıcı bir paradoks sunan geometrik ve analitik parçalardan oluşur. Bir mühendis olarak NASA ile çalıştığı zamanlardan optik olarak büyüleyici estetik heykeller yaratmaya başladığı zamana kadar, Fred Eversley’nin çalışmaları, sanat ve bilimin örnek bir birleşimidir. Bir genç olarak, Fred Eversley, babasının laboratuvarında bir döner tabla üzerinde Jell-O dolgulu pasta tepsisi ile içbükey parabolik oyuklar oluşturur. Mühendislik okuduktan sonra, 1967’de sanatçı olur ve heykel pratiğinde elli yılı aşkın zamanda merkezcil kuvvet tekniğini sonsuz varyasyonlarda esas olarak uygular. Sanat dünyasının, kendi kuşağının Siyah sanatçılarını ihmal etmesinden mustarip olan Eversley, “Ben evrensellikten yanayım” diyor. Orange County Sanat Müzesi’nde 8 Ekim 2022’de açılan “Fred Eversley: Reflecting Back (the World)” sergisi, 2 Ocak 2023 tarihine kadar reçine parçalarla izleyicisini büyülemeye devam edecek. Arkadaşlarınızla paylaşmak için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın​ Şebnem Ferah  Sanat & Kültür Hindistan