Nilüfer’in Ekim Günlüğü

Nilüfer’in Ekim Günlüğü Nilüfer Kabul Ekim 30, 2025 20 Ekim Okul her zaman yoğun geçiyor ama kendi sorunlarınla uğraşırken ve hoşlanmadığın insanlarla baş etmek zorunda olsan bile, her zaman olumlu kalmaya çalışmalısın. Hayat zaten hep böyle; sadece içinden geçip en iyisini yapman gerekiyor. Okulda bir üniversite tanıtım görüşmem oldu, güzeldi ve sadece ben ve üniversite görevlisi vardık, bu da güzeldi, böyle özel, birebir bir sohbet gibiydi. Gerçekten çok hoşuma gitti ve çok eğlenceliydi. Okul bittikten sonra eve geldim, dinlendim, biraz yemek yedim, sonra birkaç toplantım oldu, ödev yaptım ve bir toplantım daha vardı. Okul zor. Üniversite başvuruları ve denemeleri üzerinde çalışmak stresli. Umarım iyi bir üniversiteye girerim; eğer olmazsa her zaman bir topluluk koleji seçeneği var. 21 Ekim Okulda yine yoğun bir gündü. Dersler her zaman yoğun ve yorucu geçiyor. Sürekli çalışmak, sonra eve gelip dinlenmek ve ardından tekrar çalışmak zor oluyor ama bunu aşmak ve bitirmek gerekiyor. Okuldan sonra Kaliforniya’daki üniversitelere nasıl girileceği hakkında bir üniversite toplantım vardı. Dinlemekten gerçekten keyif aldım ve iki yıllık bir topluluk kolejinden dört yıllık bir üniversiteye geçiş hakkında harika bilgiler öğrendim. Üniversite başvuruları ve makaleleri üzerinde çalışmak oldukça stresli, ayrıca hangi bölümde uzmanlaşmak istediğini bulmak da zor. İyi bir Kaliforniya üniversitesine girebilmeyi gerçekten umuyorum, ama eğer bu olmazsa, topluluk kolejinin benim için harika bir deneyim olacağını ve iyi bir dört yıllık üniversiteye geçişimde bana yardımcı olacağını biliyorum. 22 EkimOkulda her çarşamba günü gerçekten çok yorucu geçiyor çünkü derslerim çok uzun, 85 dakika sürüyor, yani 1 saat 25 dakika kadar. Sınıfta o kadar uzun süre oturup ders yapmak zorunda kalıyorsun ki bazen uykun geliyor ya da beynin artık çalışmaz hale geliyor ve sadece orada oturup ne yaptığını biliyormuş gibi davranıyorsun. Bu 85 dakikalık dersler beni o kadar sıkıyor ki hiçbir şey yapmak istemiyorum. Yani, bu derslerin neden bu kadar uzun olmak zorunda olduğunu anlamıyorum. Sadece bir saat olamaz mıydı ya da normal 50 dakikalık dersler gibi kalsaydı keşke. Gerçekten çok yorucu ve her dersten sonra yorgun hissediyorum.Biliyorum, derslerin arasında 30 dakikalık bir “ara sınıf” var, orada istersen öğretmeninle konuşup yardım alabiliyorsun ama kimse gerçekten bunu yapmıyor; genelde arkadaşlarıyla sohbet ediyor ya da takılıyor. Yoksa oturup ödev yapıyorsun ki zaten uzun derslerde de aynı şeyi yapıyoruz. Ama sanırım o 30 dakikalık sınıf, öğretmeninle birebir konuşmak ve ekstra yardım almak isteyenler için iyi bir fırsat. Yine de ben 85 dakikalık dersleri hiç sevmiyorum. Neyse, okul fena değildi. Okuldan sonra Ümit Nağmeleri etkinliğine katıldım ve gerçekten çok eğlendim. Şarkıları dinlemek ve Hocaefendi’nin (Fethullah Gülen) hayatı hakkında bilgi edinmek çok hoşuma gitti, beni çok mutlu etti. Etkinlikten sonra arkadaşlarımla sohbet etme fırsatım da oldu, bu da çok güzeldi. Böyle güzel bir etkinliğe katılabildiğim için gerçekten çok mutluyum. 23 Ekim Bugün okulda yine uzun bir gündü. Dersten derse geçmek, 85 dakika boyunca oturup çalışmak ve öğretmeni dinlemek gerçekten çok yorucuydu. “Kişisel finans” adında bir dersim var; bu ders oldukça ilginç çünkü para harcama, para biriktirme, kredi kartı kullanımı, yatırım yapma gibi konuları öğreniyoruz. Ama işin kötü yanı, testler çok zor, yine de derslerde çalışıyor olmama rağmen bu durum beni çok zorluyor. O derste sevmediğim insanlarla uğraşmak zorunda kalıyorum ve bu beni çok sinirlendiriyor, rahatsız ediyor. Hiç hoşlanmıyorum. 30 dakikalık ders süresi boyunca sadece ben vardım ve biraz çalıştım çünkü okulun üniversite ve kariyer merkezine gitmiştim; orada katılmak istediğim bir üniversite tanıtımı olduğunu sanmıştım ama öyle değilmiş, tanıtım öğle arasında olacaktı. Bu yüzden sadece oturup biraz ödev yaptım. Öğle arasında ise “University of Art and Academy”nin tanıtımı vardı. Özel bir okul olmasına rağmen web sitesine baktığımda oldukça ilginç geldi; ilgimi çeken bölümler vardı, bu yüzden tanıtıma katılmak istedim. Katıldığımda gerçekten çok ilgi çekiciydi ve oldukça güzeldi. Yarın cuma olduğu için hafta sonunu dört gözle bekliyorum, dinlenmek, ailemle ve arkadaşlarımla vakit geçirmek istiyorum. 24 Ekim Okul her zamanki gibiydi. Dersten derse geçmek, öğretmenlerin ne öğretmek istiyorsa onu öğrenmek… Okul zor, ama zor olsa bile bunun üstesinden gelmen, elinden gelenin en iyisini yapman ve her gün kendini geliştirmen gerekiyor. Cuma olmasına rağmen, okulda geçen uzun bir günün ardından eve gidip dinlenebildiğim için mutluydum çünkü okul insanı her zaman çok yoruyor. Hafta sonuna hazırdım. 25 Ekim Sabah saat 10’dan öğleden sonra 2’ye kadar bir programım vardı. Kız kardeşimin de arkadaşının evinde bir programı vardı. Programım bitince babam beni aldı, sonra kız kardeşimi de onun programından aldı ve onu robotik kursuna bıraktı. Ardından babamla birlikte onun çalışma alanına/ofisine gittik. Orada babamla birkaç dakika boyunca masa tenisi oynadık, bu gerçekten çok eğlenceliydi ve çok keyif aldım. Daha sonra herkes kendi işini yaptı; ben Kur’an okudum, babam da çalıştı. Okuduktan sonra biraz dinlendim, biraz eğlendim; Instagram reels izledim ya da telefonda oyun oynadım. Sonra yanımda getirdiğim bir kitabı okumaya başladım. Babam biraz daha çalıştı. Daha sonra kız kardeşimi ve arkadaşlarıyla dışarıda olan annemi almaya gittik. Sonrasında komşularımızı davet ettik çünkü San Diego’daki üniversitesinden ailesini ziyarete gelen bir arkadaşım vardı ve ben de onu görmek istiyordum. Onları davet ettik, sohbet ettik, eğlendik, gerçekten çok güzeldi. Onlar gittikten sonra evi toparladık, dinlendik ve uyuduk. 26 Ekim Sabah 11’den öğlen 12’ye kadar bir toplantım vardı. Sonra biraz dinlendim ve telefonla ailemle ve birkaç arkadaşımla konuştum. Daha sonra UC başvurusu için üniversite başvurularım üzerinde çalıştım ve etkinlik listemi doldurdum, bu da oldukça uzun sürdü ve biraz stresliydi. İşim bitince dışarı çıkmaya hazırlandık çünkü arkadaşlarımızla birlikte bowling oynamaya gidecektik. Bu etkinlik robotik takımının bir parçasıydı; birçok anne-baba geldi ve robotik takımından birçok kişi de oradaydı. Bowling oynamak çok eğlenceliydi, gerçekten çok keyif aldım, ailem de çok eğlendi. Sonra eve geç saatte döndük ve hızlıca akşam yemeği hazırlamamız gerekiyordu. Yemeği hazırladık, yedik ve ardından dinlendik. Cumartesi ve pazar günleri genelde en yoğun günler oluyor çünkü hafta sonu programlarımıza bağlı olarak çoğunlukla dışarıda oluyoruz. Bu hafta da oldukça yoğundu. Yine de aynı şekilde devam etmeyi bekliyorum. 27 Ekim Okul gerçekten çok yorucu, çok zor ve çok yoğun. Sürekli dersten derse geçiyorsun. Omuzlarında sanki ağır bir yük var, hiçbir şey yapmak istemiyorsun, okulundaki ya da sınıfındaki insanlarla uğraşmak istemiyorsun ama mecbursun… Ve çoğu zaman kendin gibi hissetmiyorsun çünkü bulunduğun ortam sana kendini rahat hissettirmiyor. Bu yüzden sadece sabredip devam etmek zorundasın… Acaba
Seyfullah’ın Ekim Günlüğü

Seyfullah’ın Ekim Günlüğü tramvay Ekim 30, 2026 22 EKİM Samimiyet, zamanın kaybolduğu mekan Samimiyet, sonsuzun ayak seslerinde her an Gündelik Hayatın MonotonluğuRuhun ritmini kaybettiği yerde, yaşamın sesi de susar. Ritimler hareketlenince coşan ruhun, ritimsiz kalmasıyla boğulmasına benziyor gündelik hayat. Kişi sabit bir çizgide yürüyemiyor. Monotonluğa düşen her şey çürümeye mahkûm gibi görünüyor. Çürümeden nasıl kalır diye baktığında göreceğin şey, döngüsel olarak her şeyin değiştiği oluyor. Ruhun MevsimleriHakikati sabit kadem kalmak sananlar sanırım en çok bu noktada yanılıyor. İnsan mevsimlerin akışına ayak uyduramazsa eğer hastalanır ya hani, kışın yazı yaşamak soğuk algınlığına neden olur hani. Bu sebepten, hayatında çoğu şeyi değiştirir insan mevsim değişiminde; kıyafetlerini bile… Bu noktada ruhun da mevsimlerine ayak uydurması neden marjinal gelir çoğu kimseye? Hareketin SırrıKalp dahi bir daralıp bir açılarak bedeni hayatta tutarken ve tek çizgide ilerlediğinde yaşam sona ererken, insanoğlu neden sabit kalmaya çalışır ki? Kâinatın döngüsel hareketi canlılık göstergesiyken, yaşayan bir varlık neden tekdüze bir hayatı tercih eder? Daha birçok soru zihinde belirirken hareketsiz kalmaya devam edemezsin. Peki, nasıl bir hareket insanı insan yapar ki diye sorduğunu duyar gibiyim. Bu noktada kâinatın hareketine ayak uyduranlar kazandı derim. Hareket, var olduğunu kanıtlar. Nasıl hareket ettiğin ise, nasıl var olduğunun göstergesidir. Kâinatın RitimleriNasıl ki dünyanın hem kendi etrafındaki dönüşüyle gece ve gündüz oluşur, güneş etrafındaki seyriyle mevsimler… Monoton gibi gelse de hep farklı bir anın başlangıcını sana sunar. Öyle ki kişi de kendi hareketine göre gecesini gündüzünü belirler; başkalarıyla uyumlu akışıyla da mevsimlerini… Ama hareketsiz kalmak, ölü bir hâlin göstergesidir; yani var olmama durumunun. Yeniden Doğuşun KıvılcımıBelki de bu yüzden, ritimler hareketlenince coşan ruhun, ritimsiz kalmasıyla boğulmasına benziyor gündelik hayat. Kişi sabit bir çizgide yürüyemiyor. Birçokları gündelik hayatın içindeki monotonlukta yok olup gidiyor çoğu zaman. Oysa bunun farkına bile varmıyor.Oysa fark edildiğinde, en küçük bir kıpırtı bile yeniden doğuş gibidir. Bir düşüncenin yön değiştirmesi, bir adımın alışılmış yolu terk etmesi, bir bakışın farklı bir gökyüzüne çevrilmesi bile hayatı yeniden akıtır. Bir yazarın dediği gibi:“Ben hep patikalarda yürüdüm. Daha zordu ama daha güzeldi.” Çünkü hareket, yalnızca bedenin değil, ruhun da nefesidir ve kim ki bu nefesi duyarsa, o artık yaşamın ritmine geri dönmüştür. 24 EKİM Helezonlar KuşağındaYansımaların ucu bucağı yok. Her an, bir parıltıyla görünür kılınan her şey, bir andan sonra kaybolmanın eşiğine sürükleniyor. Bir yok oluş hâlinden çok, bir varlık muştusu içinde kayboluşları… Hayata küçük bir dokunuş belki de. Ufacık bir dokunuşla kayıplara karışıyorlar.Bir senfoniyi andırıyor bu görüntü. Yalnızca bir kere görebiliyorsun her şeyi. Bir kere… Nasibin varsa değmeyin keyfine. Her an aynı gibi görünen şeyler bile, eşsiz ve tek olarak anlık biçimde girip çıkıyor hayata.Zaman sanki bu helezon kuşağının beyaz perdesi; arka planda, o perdeye yansımak için mücadele eden bir eşya manzumesi var.Hayat perdesinde görünmenin bile inanılmaz bir şey olduğunu algıladığında insan, aslında ilahî bir senfoninin bir notası hükmünde olduğunu da anlıyor. Bir noktada artık sadece o senfoniden çıkan enfes müziği dinlemek istiyor. Zaman, bu dakikadan itibaren önemini yitiriyor. O beyaz perde, yerini ahenkli bir müziğe bırakıyor.Garip diye bir şey kalmıyor hayatında. Her şey olması gerektiği gibi işliyor. Kâinatın hareketi, insanın hareketi olmaya başlıyor.Bu noktada zıtlıklar anlamını yitiriyor: iyi veya kötü, güzel veya çirkin… Hepsi hayatın musikisinde bir notadan ibaret kalıyor. Hepsi bir bütünün, bütüne anlam kazandıran parçaları.Helezonlar kuşağında yansımaların ucu bucağı yok. Sabahın ışıkları da sonsuza götürür, akşamın kaybolmaya yüz tutmuş mor iklimi de. Ümidin de sonu yok, yeisin de… Hangisine tutunacağı belirliyor insanın kim olduğunu ve sonsuzda hangi yolu tutacağını. Sonunda insan oluyor. İnsanca oluyor her şey.Akabinde beliriyor — görebilirsen — helezonlar kuşağında sonsuzluk bestesi… Dinlemesini bilene… 27 EKİM Bazen yetersiz kelimeler kuşağında dolaşıyorum. Zaman anlamını yitiriyor. Mekan kayboluyor. Gel gelelim o anı anlatacak kelime bulunamıyor literatürde. Zihinde dolaşan duygu manzumesi kağıda düşmüyor… Arkadaşlarınızla paylaşmak için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Newport’u Gezelim! Bilinen Bir Kadının Mektubu Şükûfe’nin Mayıs Günlüğü
Meryem’in Ekim Günlüğü

Meryem’in Ekim Günlüğü Meryem Çiçek Ekim 30, 2025 10 EKİM 2025 Bazen, ilk kez bakmak lazımBazen, ilk kez bakıyormuş gibi bakmak lazımBelki deİlk kez bakıyormuş gibi,Bakmak lazımBir şeylerin değer kazanması içinBir şeylerin değerini hatırlamak içinDeğer bilmek içinİlk kezİlkBakmak lazım.Bakmak lazım… 14 EKİM 2025 Zaman hızlı, zaman yavaş.Kendine takılıyor insan…Hayat değişmeyecekBelirsizlikle yaşamayı öğrenmeli, belli olana sabretmeli.. Zaman hızlı, zaman yavaşYapmak istemekten yorulduysan, olmak istiyorsan..O kadar olmak ki olduğunu unutmakDüşünce hızlı, hayat yavaşHayal hızlı, hayat yavaş..Uymayan parçalar aklımı başımdan alıyorYüreğimi kalbimdenYüz kere deneyince girmez yanlış yere ait parçaNeyi yüz kere deneyeceğim, neyi nerede bırakacağımBilmiyorumDenge sakin, denge hoş. Denge insanda bi tebessüm.Orta yolda olmak istiyorsa insanOlamıyorsa bir türlü Olmalı işte bir kimse, ve olmasını istediği şey uğruna olmalı olacaksa Ne doğru, ne yanlış?Bilmek de zor bilmemek deBildiğini zannetmek de zor, bilmediğini bilmek deBir yol seçmek gerekSeçmek lazım gülen yüzüm, ve ağlayan içimSeçtiğine de sebat etmekBilsen de bilmesen deBildiklerinle ve bilmediklerinleZaman hızlı, zaman yavaşSonu gelecek, bir perdeleri aş Zaman hızlı, zaman yavaşNe uyku ne de aşZaman hızlı zaman yavaşNolur ruhum bedenimi aşNolur ruhum, bedenimi aşZaman hızlı ama şu an yavaşBazı eğri, bazı büğrü, ama bu tepelerde dolaş 15 EKİM 2025 Ya iyi ya kötüOrtası olamıyor insanYa uzak ya yakın Ortası olamıyor, inan Ya sen, ya herkesSeçmeyi gerektiriyor zamanHerkeste kendini görebilende maharetYoksa birliktelik de, halvet de yalan Hakk’ı Halk’ta görmek meseleHalkı Hak’la görmek meseleHakk’ı Hak görmek mesele Kendini bilmeyen için, yalnızlık da yalan Kalabalıklar içinde tefekkür edemeyenYalnızken yalnızca nefsiyle pençeleşiyor inan Halka soluk olamıyorsan Hakk’la soluklanamıyorsundurHakk’la soluklanamıyorsanHakk’a soluk olamıyorsundur Gecem aydın değilkenKimin gündüzünü aydınlatayımAma bunu ummaktan vazgeçmek, felaketim olur Artık hiçbir şansım kalmadıHer geçen günDaha çok şey kaybediyorDaha çok şey fark ediyorum Bilmek yetmiyorKaç kez diyeceğimArtık olmak istiyorumBildiğim gibi olmak Olmam gerektiğini bildiğim gibi olmakDosdogruBelki bilmemde de yanlışlık varBelli ki öyleYoksa neden böyle yavaş yol alıyorum Kırılıyor, kırmaktan korkuyorumKırılmaktan da…İtiraf edemesem deHislerimle baş edemediğimdeKalbim kaldırmadığındaDurdurmaya çalışıyorumHissetmeyi Ve inan ki, bazen başarıyorum da bunu. İnan. Koşunca hissetmiyorum bazenHızlı nefes alırkenAdrenalin damarlarımdaykenAksiyon Durmanın benim için olmadığını hatırlatıyor bu durumÇok açığım düşmeyeVe savrulmaya Ama mesele yanabilmek işte“Yanana kadar…Yanıp da yakmayana kadar”Lakin ben yanarken yakmamak için kendimi söndürmek için dua ediyorumHoş benim yanmam günahlarımdandırKeşke aşktan olsaKeşke yalnızca dönüp de nefsime bakabilsem“Yanana kadar…Yanıp da yakmayana kadar”Bir cümle ne kadar şifa olabilirseBir ton düşünceNasıl bir cümleye sığarsaÖyle bir cümle Acıtanın canının acımasını istemiyorumAcıtmaktan korkuyorumAcıtmasın istiyorum Ama korku ve endişe bende hükümranlık sürüyorSonra akıbetimden korkuyorumHiç cesur olabilecek miyim?Oldum diyelimKalabilecek miyim öyle? Ah kalbimİstediklerimi istemiyorNe istediğimi de artık bilmiyorumAma bir şey biliyorum Hakkı ile istemem gereken şeyiBiliyorumİstet nolur, arat beni, yoluna koyulayımDönmeyeyimVarsın yolunda öleyimVarsın ne demekNe olur öyle olsunYolunda, yol için, yol yorgunluğu yaşamadanDiri gibi yaşayıp, diri bir ruhla öleyim Yaşamam da, ölmem de Yaşatmak için olsun Lakin ben karışıyorum işin içineİşte en büyük savaşVe savaş meydanında Ben ve ben YapayalnızızYapayalnız. Nolur beni yalnız bırakma. Ben Sen’i unutsam da Sen beni unutma. Sen hiçbir şeye muhtaç değilsin, bense her şeyimle, her şey için, her zaman Sana muhtacım. İstidadım olmasa da affet beni. Kaba sözlerime bakma. Sükut edemeyen dilime bakma. Bana anlamanın konuşmasını, ve anlamanın susmasını ver. Her şeyin geçiciliği çok bariz şimdi gözümde. Çiçek solacaksa, benden olmasın nolur… Benden solmasın nolur… 16 EKİM 2025Ne yapacağını bilmek meseleYalnızca bir şey yapmak değilNeden yaptığını bilmek belki de “Ölüm bize ne uzakBize ne yakın ölüm”Karşı evdeki yaşlı teyze Gecenin bu karanlığında evde yalnızVe nasıl koruyor akıl sağlığınıO neye inanıyorYahut benim inancım benim yalnız hissetmeme engel oluyor muKuvveti yeterli miOnunki nasılKorkuyor muNasıl hissediyor her sabah uyandığındaKısa ziyaretler onu rahatlatmaya yetiyor muGömülünce ne kadar hızlı çürüyeceğim?Yoksa gömülmeden çürür mü yaşadığını zanneden bedenimÇok uyuyan gözlerimÇok tatlar alan dilimBoşa geçen vaktim Hayatın anlamı olmalı kiÖlümün olsunRabbimKorkuyorum RabbimDaha sık korkmalıyımKorkmam gerekenden Ne kadar küçültüyor günlük hayatın tüm hayatı kaplayan endişeleriniVe ne kadar küçük bir teselli ölüm Hayat, problemleri ile üzerine gelirkenAçı ne kadar enteresanNereden, ne zaman, nasıl baktığın Ne kadar önemliBaşka zamanlardaki kendi halini bile anlamıyor insanUnutuyor NisyanBaşkalarını nasıl anlasın?“İlim ilim bilmektir,İlim kendin bilmektirSen kendin bilmez isenBu nice okumaktır”Ölüm“Ölüm bize ne uzak,Bize ne yakın ölüm”Dünya evim degilHan’ım. 17 EKİM 2025 Karnı tok olanı doyurmak zordurPeki Ya Manası ile açlık içinde kıvrım kıvrım kıvranana Aç olduğunu nasıl fark ettirmeli? Karnı tok olanı doyurmak zordurÇirkinle doymuş, güzel de olsa bir lokma koyamaz boğazınaGüzeli tadan için iseAcıdır tattıramamakTattığının tadının güzelliği kadar acı Yeter ki beklentisiz olsun aşkYeter ki onura takılmasın aşkYeter ki Yetmesin sana hiçbir zamanVe O’nu kaybetmenin, yahut hiç kazanamamanın korkusu ve endişesi sarsın gecelerini Lakayt kalmakAhCiddi bir sevdaya Ve güzel bir şarkı bir çocukken dahi dinlediğim:Zaman yok İşin doğrusu, Seven, sevdiğine sevdiğini göstermeye çalışmadanİstemsizce, doğal, göstermez mi? Başka açıklaması yoksaNe bu, sevmiyor muyuz? Görmek zor Adam gibi adamların CiddiyetiniAynadaki suretteDuymak zorAdam gibi adamların sesleriniDuvardaki yankıdaHissetmek zorAdam gibi adamların tesiriniYalnız hissettiğin kuytularda Son kahraman da göçtü tanıdığımGöçmek gitmek olmasa da Sen olamasak da Sana Yaran olabilmeliİnan, olunabilmeliÇünkü olunmalı Ey SadıkYakın ol bizeDizim dizine değsin Yazdıkça kaybediyorYazdıkça kayboluyorum Devam edince mi bulacağım Kendimden verdikçeBoşalıyorumHafifSallanıyor boşalan bedenim Ayaklarım yere basmıyor Normal miFantastik bir dünyanın hayallerininVazgeçtiğim gerçekliği kaplaması Ah güzel pusula 18 EKİM 2025Dünyada böyle insanlar da var. D. Tanıştırana kurban, beraber tanıştıklarıma kurban. Her gün ne çok şey öğreniyorum onlardan. İnşallah öğreniyorumdur. Kendimi karşılaştırınca durum utanç verici. İçim dışarı görünse her şeyimi kaybederim. Saklayana kurban, Affedene kurban. Sır tutana kurban. Ama olsun, utanmak da bir duygu, hissettirene kurban. 19 EKİM 2025Yakmayacak kadar uzak her şeye, ısıtacak kadar yakın.Yalnızlığı gerektiriyor Takatsız ruhlar ve antrenmansız bedenler için.Bir çok şey öğrendim açın ileŞimdi hepsini unutmam gerekHer şey iyi ki olduLakin, keşke sebebi ben olmasaydım.Uyku tutmuyorsaZannimça başka şeyler tutuyordurSevsen de, sevmesen deBe canım, sev sen de! UyuyamıyorsamNeyi yamıyorum? Şifa gibi geliyor Bak işteBir şeye başladı mı duramıyorBaşlamayınca da başlamıyorum 20 EKİM 2025“Ağır yaralı, çok ağır yaralı Kalbim.Ne sana, Ne de kendine gelir, hayret!”Yarayı kendi açtığını fark ettiğinde iyileşecek, yahut yarayı seveceksin. Yahut başka bir şey. Ama kendi açtığını fark etmen gerekecek yaşadım diyebilmek için. 21 EKİM 2025Okuluma gittim bir süre sonra birkaç hocayı ziyaret etmek için, birkaç şey sormak için, bazılarının hediyelerini vermek için aynı zamanda. M ile ziyaret ettik birini. Bugün edebi bir şey yazamayacağım ama içim çok rahatladı 3 yıllık profesörüme sonunda birkaç ay sonra hediyesini götürdüğüm için. Bana baya hayat ve okul tavsiyesi oldu. Gerçek bir dede gibi tavsiyeler… Kızım kendini ateşe atma tarzında.
Eternal Sunshine of the Spotless Mind

Eternal Sunshine of the Spotless Mind ZeyG Ekim 22, 2025 Haftanın filmi, izlemekten keyif aldığım ve severek izlediğim efsane filmlerden biri olan Eternal Sunshine of the Spotless Mind. Bir dörtlük ile başlayalım. Filme ismini veren bir kıta. “How happy is the blameless vestal’s lot? The world forgetting, by the world forgot: Eternal sunshine of the spotless mind! Each prayer accepted, and each wish resigned” “Ne mutludur masum rahibenin dostları Dünya unutulmuş, dünyaca unutulmuş: Lekesiz zihnin sonsuz gün ışığı Her dua kabul edilmiş ve her dilek gerçekleşmiştir” Lekesiz zihnin sonsuz gün ışığı. Zihinler gerçekten de lekesiz mi, bir zihin nasıl lekesiz olabilir ki? Eğer lekeyi bir fırça darbesi, bir hatıra olarak değerlendirirsek üzerine çok konuşabileceğimiz bir dörtlük. Lekesiz olan zihnin, gün ışığı gibi insanların gözünü kör edebilecek derecede parlak olduğunu ve aslında o parlaklıkta hiçbir şeyin barınmadığını da söyleyebiliriz. Burada varlık mı yokluk mu sorusu akıllara gelebilir. Mesela var olanı yokluk ile bilmemiz gibi. Bizim yok dememiz onun yok olduğunu ispatlamaz. Sonsuzluk da insanlar için çok açık ve uçuk bir kavramdır. İnsanın algılaması neredeyse imkansız bir sanı diyebiliriz. “Unutan iyileşir” diyor Nietzsche. Varoluşçu filozoflarından olan Nietzsche, unutan bireyin daha mutlu ve huzurlu bir hayatı olduğunu vurgular. Ama unutmak, hatırlamayı da barındırmaz mı? Evrende her şeyin zıddı ile var olduğunu biliyoruz. Unutmak, sonrasında insanlara hatırlama ve yeniden devam etme kapısını da açıyor. Ya da unutulanın yerine daha güzelleri doldurma imkanı sunuyor. Olacak olan olmuştur. Yaşadığımız her şey aslında olmuştur ve biz de bilmeden yaşıyoruz. O açıdan baktığımızda yeniden bir araya gelip birbirlerini bulmaları aslında bize yeniden buluyorlar gibi gelse de aslında ilk defa buluyorlar. Yaşananı bilmiyoruz, bilmeyen bizler yaşadıklarımıza ve karşımıza çıkan fırsatlara şaşıracak kadar aciz ve çaresizce şaşırıyoruz. Bu kadar felsefe yeter, filme dönecek olursak… Filmin açılış sahnesinde Joel’in yatağında uyandığını ve hiçbir şeyden habersiz etrafına baktığını görüyoruz. Bir bebek gibi etrafından habersiz meraklı gözlerle bakıyor. Sanki dünyaya yeni gelmiş gibi. Dünya ve doğum mu? Unutmak… Bir şey gerçekleşmeli ki sonra unutma olmalı. Bu aynı insanın yaratılışı ve dünyaya gelişi gibi değil mi? Kim olduğunu öğrenmeye çalışması ve kendini keşfetme yolculuğu da böylelikle başlıyor. İçinde yaşadığı boşluğu sürekli başka şeylerle doldurma çabası… Unuttuğumuz bir şeyler var demek ki. Defterine baktığında koparılan sayfaları farkedip kopardığını hatırlamaması, tıpkı hayatta yaşadığımız boşluk anları ve dejavular gibi. Peki unutmak Nietzsche’nin dediği gibi iyileştiriyor mu? Unutan bizler ve ne olacağının farkında olmayan aciz insan, belki unutarak daha mutlu bir hayat sürebilir. Burada da ortaya insanın anlam arayışı giriyor. Sürekli arıyor, arıyor ve arıyor. Ne aradığını bilmese bile sürekli bu yolda ilerliyor. Joel, evden iş için çıktığında tren istasyonunda beklerken içinden bir ses “işe gitme ve Montauk sahiline git“ diyor. Ani bir kararla karşı perona geçip diğer yöne giden trene biniyor ve sahile iniyor. Kış ve soğuk olduğundan çok fazla insanın olmadığı sahilde bir kadın ile göz göze geliyor. Kadının ona uzaktan gülümseyerek selam verdiğini görüyoruz. Joel kendine biraz kızıyor, “her sana ilgi gösterene aşık olmak zorunda mısın” diyor. Biraz biraz karakterlerimizi de tanımaya başlıyoruz. Dönüş yolunda, trende aynı kadın. Birkaç kez bakıştıktan sonra Joel’in yanına geliyor ve “Daha önce tanışmış mıydık?” diyor ve muhabbet başlıyor. Birkaç dakika sonra da filmin jeneriği giriyor. Filmin devamında ise aslında filmin sondan başladığını ya da sona yakın bir yerden başladığını görüyoruz. Zaman kavramı üzerinde oynayan ve insanın bakış açısını değiştiren film, olayların hangi sıra ile olduğuna değil, nasıl olduğuna odaklanmamazı sağlıyor. Filmin bir sahnesinde, Joel hafızası silinirken kendisi ile karşılaşıyor. Biri o köşede, biri diğer köşede. Farklı evrenlerde var olan insan ve hatıraları gibi. Ya da insanın var olmadan önceki evrende kendisini izlemesi gibi. Hem felsefik hem de psikolojik olarak başarılı olan film, karakter gelişimlerini ve durumları da başarı ile ele alıyor. Joel’in hatıralarından gördüğümüz kareler, karakterlerin gelişim ve değişimlerine de ışık tutuyor. Joel’in, Clementine’i saklamaya çalışırken gördüğümüz travmatik hatıraları onun aslında çocuklar tarafında zorbalanan, anne sevgisi görmemiş ve yalnız bir çocukluk geçirdiğini bizlere anlatıyor. Clementine hakkında o kadar bilgi sahibi olamasak da bazı diyaloglardan onun da Joel ile benzer, beğenilmemiş bir geçmişi olduğunu anlıyoruz. Filmdeki renk kullanımı ve açılar da dikkate değer. Öncelikle Clementine’in saç renklerindeki değişimden bahsedebiliriz. Saç renginin değişmesinin ilk sebebi geçmiş ve bugünü ayırmak için kullanılan basit bir gösterge. İkinci olarak renklerin anlamlarını düşünürsek, kırmızı/turuncu hayatı, güneşi ve aşkı temsil ederken, mavi biraz daha depresif, ferah ve bilinmeyeni çağrıştırmakta. Mavi aslında rahatlatırken bir boğuculuk da barındırır içinde. Joel’in hafızasının silinmesinden kaçarken mekanlarda kullanılan spot ışıklar ve karmaşık geçişler sanki insan zihninin karmaşasını yansıtıyor. Bu film hakkında sayfalarca yorum yazılabilir. Sayfalarca felsefe ve psikolojik analiz yapılabilir. Kendimce yazdığım sınırlı bilgi ve gözlemlerim ile bu kadar oldu diyelim. Başka film yorumlarında görüşmek üzere. Sağlıcakla kalın. Arkadaşlarınızla paylaşmanız için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Cehennem Çiçeği: İnceleme Benden Gidişine Bana Gelişine Kırmızı Pazartesi: İnceleme
Bir Akşam, Gönlüme Gelen..

Bir Akşam, Gönlüme Gelen.. Nemocuuk Ekim 8, 2025 Yine masiva ile sarmaş dolaş gönlüm O şanı yüce bülbülden uzak O andelib-i zişandan mahrum Sen de mi benden uzaksın ey gönül? Yoksa ben kendimi hiçlikte mi buldum? Hiçlik denilen şey hiçtir aslında Yokluk, yoktur anlayana, bakana… Adem kabul etmez kainat Ki ben sana mürid Ki sen bana murad Aşıkın namütenahi adı var en başı aşk Ne güzel şey kul için aşk, ille de aşk Seherde esen güllere sordum derdimi, Ki bilinmez Ki söylenmez Ki seçilmez Ki sevilmez… Onlar arif değildi Belki maruf, belki irfandı.. İrfanı aşk olan Neyler derdi tasayı? İlim kendin bilmektir der bizim Yunus Be hey Yunus! Kendini bilmez, Rabbini bilmez lakin.. Rabbini bilmeyen, Kendini nasıl bilsin? Nur-u Siyah avcılarıyız biz kainatta Nur da, siyah da, O’nun eliyle bizim aslında Siyahı nur olanın halini bilmem ama Nuru siyah olanın hali yaman burada Arkadaşlarınızla paylaşmak için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Yıldızlı Düşünceler Küçük Prens Bir Akşam, Gönlüme Gelen..