Meryem'in Kasım Günlüğü
- Meryem Çiçek
- Kasım 30, 2025
2 KASIM 2025
Bil ki bir gün sonra yazıyorum. Razı etmek, razı olmak…
3 KASIM 2025
Bir tek Sen’in kulunum, bir tek Sen benim Allah’ımsın. Bir tek Sana kulluk ederim. Ağlanır buna. Kendi haline ağladığın gibi ağlanır.
Evi ev yapan neymiş anlıyorum. Ağırladıklarınmış, ağırlığını taşıdıklarınmış, yaşadıkların, düzenlediklerin, temizlediklerin, yerleştirdiklerin…
Kusurlu olan insana sevgiyi canlı tutan da… Hakiki sevgi ve şefkati diri tutan da, kulağa garip gelse de, ölüm ve ayrılıkmış.
Ne gariptir insanın hem varlık hem yokluk ile imtihan olması. Benim gibiler de varlık imtihanında dahi yokluk imtihanından endişe eder durur. Bu da bana elimdekilerin değerini hatırlatan. Derdin dert mi?
Ama elindeki en değerli kılıç bile keser elini sarıp sarmalamazsan. Değerli demek acıtmaz demek değil.
Değerli demek acıtmasına değer demek, değerli demek senin omurganı şekillendirecek bir acı demek. Değerli demek, bak bakalım her şeye Yaratan’in biçtiği kadar, ve biçtiği şekilde değer verebilecek misin demek? Ne az, ne çok.
Peki yeniden. Değer vermek ne demek? Onu bilmiyorum, ama her daim yanılgıya düştüğüm mesele de şu: değer vermek, kul köle olmak değil. Hatta insan için bir yüktür birinin ona kul köle olması. İnsan İlah olmayı kaldıramaz, ağır bir yüktür Allah’a verilecek saygı ve sevginin insana duyulması. Köle olan yorulur, köle olunanın ya ruhu duymaz, yahut yorulanın yorgunluğu rahatsız eder onun da içini ve dişini.
Ben yapayım derken, olamıyorum. Sevemiyorum, seviyorsam sevgi göstermeyi bilemiyorum. Komutla çalışan asker gibiyim. Ne yapacağımdan emin olamadığımda, yahut çok fazla şey yapmak istediğimde hedeften sapıp boş yere, yanlış şeyler için idman yapıyorum. Güvenemiyorum kararlarıma, ve güvenemiyorum evet ve hayırlarıma. Güvenmiyorum kendime çünkü. Ya bunu Allah için yapmıyorsam?
Vesvese yakın arkadaş sanırım bana. Ama kararsızlık, güvensizlik, ve inançsızlık bazen beni yeise sürüklüyor. Hep bir şey yapmak, yahut hiçbir şey yapmamaya kadar. Ama bugün kötü hissede hissede bir şeyler yaptım, ve bir şeyler yapmadım. Bilmem bu bir başarı mıydı… Ama verdiğin kararların sorumluluğunu almak güzel bir şey.
Yine istediğimi istediğim şekilde söyleyemiyorum. Okusam bunu kendi iç dünyamı yansıtıyor mu diye. Cevap koca bi “belki”. Beynim odak noktası olmayan oklar silsilesi. Her düşünce bir diğerinden bahsederken yaydan çıkıyor.
Gittiğim her yere odamı ve havadar halini taşımak istiyorum. Yatağımı, masami, kitaplarımı, tablolarımı, sarı minderimi seviyorum. Bana hediye gelen ışıkları, masamın önündeki duvara astığım yazıları seviyorum. Yatak örtülerimi, çarşafımı… Ama en çok rengini seviyorum odamın. Seviyorum odamı. Sevdiğim şeyleri kaybetmekten korkuyorum, sevmenin ve sevilmenin yükünü kaldıramasam da.
Sonra kaybetmeyi korktuğum şeylerin olmasından korkuyorum.
Sevdiğim şeyleri kaybetmekten korkmadan onlara sevgimi gösteremediğimi hatırlıyorum.
Sevmeyi bilmiyorum.
Kendimi sevmiyorum.
Kalbim sevgiden çok korku ile yoğruluyor.
Yazdığımın da, yarısı kadar bile, konuşamıyorum. Sanırım yazmak düşüncelerime yön veriyor. Sanırım kimsenin beni dinlemiyor olması gerekiyor kendim olabilmem için. Yahut kendim de yabancı bana.
Halk ile iken Hak ile olmak, ne büyük bir basiretmiş.
Şimdi bir şarkı sana, o zamanlar dinleyip suskunlaşırdım:
“Atlar düşer, krallıklar yıkılır
Kuşlar göçer
Senden n’aber?
Tek mevsimlik çiçek gibi açıp solan
Neyin peşinde, var mı haber?
Zor zamanlar olur
Nasıl çıkarsan içinden
Omurgan öyle şekillenir
Beni sorarsanız
Bazen cennet yeri
Bazen cehennemin dibi
Evim gibi, evim gibi
Bir akşamüstü yuvarlandım yerlerde
Bi’ akşamüstü sarıldım kendime
Döndüm ve arkama baktım
Hepinize el salladım
Kendim kadar sonsuzum
Bu dert benim, içim dışım
Yanar döner
Bugünler geçer, yaram bana kucak açar
Yolum ateşmiş, ne fark eder?”
Bence Rumi’yi izlemek bana iyi geldi. Konuşmayı kabul etmek, yazmak, ve düşüncelerimin kafamın etini yemesi, ve okumak… Az uyusam ve bunlara hep zamanım olsa… Dua niyetine geçsin.
4 KASIM 2025
Benim hüznüm Kimya’nın hüznü ile bir mi? Öyle olsa iple çeker miydim ben de ölmeyi? Büyük sözler edecek kadar küçüğüz. Aşık olmayı istemekten başka harcımız yok. Niyetten gayri amel yok. Niyetini sorguladığında da sığınacak çaren…
Rumi dizisinden birkaç kesit, ve hepsini yazacak takatım yoktu, yahut dikkatimi hem dinleyip hem de yazmaya aynı anda veremedim. Bazılarını yalnızca dinlemek istedim:
“Senin kusurun da bu Alaaddin, olan her şeyi kendine yoruyorsun.”
Ne kadar korkunç bir kusur, ve ne kadar korkunç, en çok da benim gibileri için.
“Sen bu alemin derdine takat getirebilirsin Şems, senin gücün buna yeter. Ölümü anlat bana, ölümün hakikatini anlat”
…
“Öyle diri yaşamalı, öyle diri ölmeli.”
“Her şey aslına varır”
…
“Belki de aslımı bulmam için üzülmem gerekiyordur.”
…
“Aşığın yurdu Hakk’in yanıdır”
Tek İlah O’dur.
Ve ancak Allah’a yönel…
Ve yine başkasından gelen sözler ile bitireyim:
Düşün,
Kim üzebilir seni senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
Kim yıkar, yıpratır seni, sen izin vermezsen?
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Her şey sende başlar, sende biter…!
Yeter ki yürekli ol; Tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama sevgisini .!
Ya çare sizsiniz, ya da çaresizsiniz…!
(Friedrich NİETZSCHE)
Sana söylenen hiçbir şey tesadüf değil. Yeter ki Sen duyduğunun söyleyeni olduğunu unutma.
Ve ancak Allah’a yönel…
Allah’im sadece Sen’in kulunum.
Gözyaşı kadar da, sarhoş eden bir içki yok.
5 KASIM 2025
Kendini bilmek ne zormuş. Dünya hem yoğuruyor seni, hem ham bırakıyor.
Pişmek için ateş gibi yanmak istediğin bazı zamanlar, meşgaleler seni serin tutuyor.
Serinlemek istediğin bazı zamanlar ise, bir derdin ateşi seni istesen de bırakmıyor.
Hafızanallah, buz tutmayasın. Kendini bilmek ne zor!
Başkaları sana ayna olacakken, sen o tertemiz suretlerde bile kayboluyorsun. Ah bu emin olamama, ah bu sorgulama hali, ah kaygı, ah endişe, ah…
Sen’den başkalarının huzurunda Sen’i tek başıma olduğumda olduğu kadar hatırlayamama.
Yahut öyle sanma.
Çünkü yanlarında Sen’i özlüyorsam, tek başıma ve rahatken Sen’siz olmaktan çok daha evladır bu.
Ve şeytanın sağdan yaklaşması… Bir mağaraya sığınma isteği. Belki bir mağarada isem, oradan çıkmaktan duyduğum kaygı.
Hem ev, hem zindan.
Hem ev, hem zindan.
Evim, kendim, bedenim.
Hem ev, hem zindan.
Seni çok seviyorum anne. Ve bunu hiçbir zaman yan yana iken, tek başıma iken yaşadığım derin hali ile gözlerinin içine bakıp söyleyemedim.
Keşke bu dünyada herkes anne olsa; herkes, herkese anne olsa.
Keşke Sen’in gibi olsak, ey insanlığın annesi ve babası… Keşke, Sen gibi olsak.
Kendini bilmek ne zormuş, Sen’i bulamadıktan sonra.
Yine aşırı rüzgar var..
7 KASIM 2025
Personal statement ve ilk iş günüm 🙂 Dedem günlüğüne falan yaz dedi.
9 KASIM 2025
Benim yazmak için izlemem mi lazım?
Bir şeyler geldi aklıma ve şimdi uçtu.
“İlkler gibi sineleri dolu doluydu”
16 KASIM 2025
Astım dereleri, düştüm çukurlara…
Gördüm seraplar çukurlarda
Sezdim kokusunu burnumda
Şu kokar mı?
Tüm azaların duymaz olunca
Kokar şu da
Astım dereleri, düştüm çukurlara…
Bitti dediğim yola döndüm sayısızca
Yol mu benzer, ben mi çemberler çiziyorum
Diye diye
Ve astım dereleri
Düştüm çukurlara
Ferhad olsaydım
Yahut sarap
Ya dağ delseydim
Ya sarhoş etseydim
Aşka dair olsaydı yolculuğum
Ne yapıyorsam
Hangi yoldan geçiyorsam
Sevdiğim için olsaydı
Sevdiğim için olsaydı
17 KASIM 2025
İnsanlık cesedinin kalbi sanat…