Yaşın On Dokuz

Yaşın On Dokuz Esma Baysal Eylül 15, 2023 Yaşın on dokuz Ama bulutlarından toprak yağıyor Kitabın, ayracını kaybetmişçesine sayfalarına bakınırken Çöpten topladığın kağıtlardan Mavi laleler yaptın  Siyahtaki yeşili göremediğin yıllara inat Yerden gökyüzüne çakılırken Çimen kokusuna hasret kaldın Bahçendeki ağaç çürük elmasını çiğnerken Öylece bakakaldın Yelkovanı akreple karıştıran sen Son perdeye yaklaştın sandın Daha ehliyetini alamamış bir gönül iken Yumak gibi yuvarlandın Anla artık Yaşın on dokuz Yine burcu burcu ham kokarken Soluk soluğa kaldın Kapından süzülen orkestraya Hırkanı asmadın Oysa ki müebbet kokulu günlerinin Kalaycı olduğunu unuttun  Sustun  Ama göremedin Baktın Ama dinlemedin Kendinden kendine kaçarken Yine ışıkları yakmayı beceremedin Olsun Yaşın on dokuz Arkadaşlarınızla paylaşmak için…​ Diğer Yazılarımıza da Göz Atın​ Şebnem Ferah  Sanat & Kültür Hindistan

Tekerlemeler 

Tekerlemeler Bilal Uygur Ağustos 15, 2023 İletişim dendiği zaman aklımıza ilk olarak dil ve mimikler gelir. Hangisinin daha önemli olduğu konusu ise görecelidir; fakat dil ve mimikler, iletişimde kendilerince ayrı ayrı önemli yer edinirler. Dil, duygularımızı ve fikirlerimizi en rahat ve en açık şekilde ifade edebildiğimiz iletişim aracıdır. Bilgi, his ve olay aktarımı yapabildiğimiz dil sadece bununla kalmayıp bizlere aynı zamanda çok eğlenceli fırsatlar sunar. Dilin esnekliği ile beraber yapılabilen şakalar, metaforik ifadeler ile insanlar birbirlerini güldürme imkanı bulur.  Bu fırsatlardan birisi de tekerlemelerdir. Sözlüklerde ”ağızda yuvarlanan söz, saçma sapan söz, eş sesli kelimelerle kurulu konuşma” anlamlarına gelen tekerleme masal, öykü, bilmece, halk tiyatrosu gibi bazı edebi türler içinde veya bağımsız olarak söylenen ölçülü ve kafiyeli sözlerdir.Tekerlemeler, söz, sözcük ve seslerin benzerliklerinden faydalanarak söylenen, yarı anlamlı, hoş cümlelerdir. Ölçülü ve kafiyeli olan basmakalıp sözler denebilir.Bir nevi söz cambazlığı adı da verebileceğimiz tekerlemeler tamamen anlamsız ifadelerden de oluşabilir. Çocuk folklorunda hoşça vakit geçirmek, ebe seçmek ve konuşma kabiliyeti kazanmak için kullanılan sözlerdir.“Şu köşe yaz köşesi, şu köşe kış köşesi, ortadaki su şişesi.” örneğinde görüldüğü üzere, ses benzerliği üzerine kurulu olan bu tekerleme, dilin anlamsal yönünden ziyade eğlenceli bir ses kullanımına odaklanmaktadır. Tekerlemeler, dilin ses yapısını ve ritmini vurgulayarak dinleyicilerde hoş bir kulağa sahip olma hissi uyandırır ve dil becerilerini geliştirmede önemli bir rol oynarlar. Tekerlemeler, çocukların eğlenmesine yardımcı olduğu gibi dil ve hafızalarının gelişiminde de büyük rol oynamaktadır. Tekerlemeler hem dilin içerdiği sesleri hem de cümle yapılarını anlama açısından çocuklara destek olmaktadır. Bu şekilde konuşma becerilerini geliştiren etkili bir yöntem haline gelir. Bunun yanı sıra anlamı olsun veya olmasın benzer seslerin bir araya geldiği tekerlemeleri öğrenmeleri aracılığıyla ezber yeteneklerinin gelişmesine de katkı sağlar. Sadece kişisel gelişim değil aynı zamanda birlikte eğlenme, öğrenme bilincinin kazanılması da sosyal gelişim açısından kişileri destekler niteliktedir. Tekerlemeler, yukarıda saydığımız noktalarla beraber, çocukların hem dil becerilerini hem de sosyal becerilerini eğlenceli bir yolla  geliştirebilecekleri bir fırsat sunar. Bu fırsat aynı zamanda toplum karşısında utanç duyduğundan dolayı konuşmakta zorlanan çocuklar için bir yöntem olarak düşünülebilir. Tekerlemelerden bu kadar bahsetmişken sizlere bir tekerleme ile meydan okumazsam yazı eksik kalır, hodri meydan: Muvaffakiyetsizleştiriveremeyebileceklerimizdenmişsinizcesine. Arkadaşlarınızla paylaşmak için…​ Diğer Yazılarımıza da Göz Atın​ Şebnem Ferah  Sanat & Kültür Hindistan

Öyle işte…Sadece…Öyle…

Öyle işte…Sadece…Öyle… Fatma Sena Bark Ağustos 15, 2023 Ve bir damla gözyaşı düştü sol gözümden. Şehir efsanesi de olsa, geliyor öyle bilgiler arada insanın aklına. Genellikle de en olmadık anlarda. Şimdilerde aklıma gelen soruların bir de cevaplarını bilsem, ne güzel olurdu. Mesela, insan boğulur muydu hiç suskunluğunda? Avaz avaz susuşları yakar mıydı canını? Elinde cam kırılsa, düşen o göz yaşları, içinde can kırılınca mı kuruyordu yoksa? İnsanız sonuçta, düşeriz, şaşarız, aldanırız. Yapmam der yine de yaparız. Verdiğimiz sözleri unutur, en olmadık konularda inat ederiz. En büyük zararı yine kendimize verir, faturayı en çok kendimize keseriz itinayla. Aynı hatanın üzerinden birkaç kere geçmeden anlamayız mesela. Durumuz durağımız olmaz. Kısacası, tahterevallimiz dengede kalamaz.  Ama an gelir, küçücük bir yer açılır, o zaman perdesinde. Gerçekler sızınca o boşluktan ve çarpınca yüzümüze, irkiliriz ya hani… Tam o noktadayım işte. İçimin, dolduklarını taşırma arzusuna engel olduğum her defasında, artan bir şiddetle geri gelen o isteğin, şimdi göğsümün kafesini kırarak açışının, içimden kaçışının eşiğindeyim.  Burası korkunç, burası yalnız, burası ıssız. Ama burası en çok da sensiz. Ben her şeyle savaşırım. En çok kendimden kaçıp kendime küsen ben, kendimle bile yüzleşirim. Ama sonuncusu olmaz. O zor. Onu yapamam. Gücüm yetmez ki benim.  Senin varlığın demek, sırtımı yaslayacağım bir söğüt ağacımın olması demek. Gölgesinin yetmesi demek. Yere sağlam basmam demek. Dik durmam ve ileri bakmam demek. O güveni, damarlarımda akan kanda hissetmem demek. Ruhumun esenliğe kavuşması demek. Auramın beyazdan mora, pembenin sekiz tonuna bulanması demek. Yani, anlatamadığım ama beni ben yapan tüm yapı taşlarım, değerlerim, özüm demek.  Nasıl yapayım ben sensiz? Nasıl geçeyim o kapının eşiğinden? Burası araf, burası soğuk, burası alacakaranlık. Ne kalabilirim ne gidebilirim. Kıymetini bilmediğim her anı gözümün önünden geçerken bir film gibi, bir çengel takıyor zihnime ve bırakıyor kendini bilincimin derinliklerine. Hasretle yoğruluyorum ama şekil almıyor, bir çamur yığıntısı olarak kalıyorum.  Yolu yarılamışım ama yarıda kalmışım. Daha yarımmışım. Ya da başladığım yerden bir arpa boyu yol almamışım. Bir dönme dolabın en tepesinde bir buhrandayım. Ne aşağıdan alabiliyorum gözümü ne manzaraya doyabiliyorum. Kaçıncı turumu tamamladım kim bilir. Ama bana sorarsan, bence binmedim bile daha o dönme dolaba, oturmadım o sallanan küçük kutuya, tutmadım o demirleri henüz sıkıca.  Hani olur ya bazen, günlerce durmamışsın, çok yorulmuşsun gibi hissedersin, ama tek yaptığın içine dönmektir. Sürekli ertelediğine bir kulak vermektir. Belki yine de bir cevabı olurdu kafamı istila eden bunca sorunun, eğer durduğum durağın kapıları sensizliğe açılmasaydı. Havada öylece sallandırmasaydı beni, ya da boşluğa düşürmeseydi, seni kana kana içememiş bu biçareyi. Öyle işte.. Sadece.. Öyle.. Arkadaşlarınızla paylaşmak için…​ Diğer Yazılarımıza da Göz Atın​ Şebnem Ferah  Sanat & Kültür Hindistan

Rüzgar

Rüzgar Bilal Uygur Temmuz 15, 2023 Issız bir gece vakti, 19.yy. Londra’sını andıran sokak lambaları ile sokağın görüntüsü insanın hoşuna gidiyordu. Sonbaharın getirdiği yağmur ile yerlerin ıslaklığı ve zeminden gelen o soğuk hava tatlı bir üşüme hissiyatı oluşturuyordu. Otobüsün gelmesine henüz 17 dakika vardı. Gözlerini kolundaki metal saatten ayırıp tekrar ıslak taş yola bakarken bir yandan eliyle atkısını burnunun üzerine doğru çekti. Rüzgâr kuvvetini arttırarak her seferinde daha da soğuk esiyordu. Ellerini tekrar montunun cebine doğru götürürken etrafına baktı. Sonbaharın gelişiyle beraber yapraklarını dökmeye başlamış olan ağaçlara baktı. Birçoğu henüz yapraklarının yarısını dökmemişti. Hayat döngüsünün sonunda olan o yapraklar rüzgârın esintisiyle beraber kulaklarına hışırtı seslerini dinletiyordu.  Rüzgâr, o seslerin çıkmasına sebep olurken aynı zamanda o sesleri kendisine getirmesinde yardımcı oluyordu. “En azından sessizlik içerisinde gömülmüş durumda değilim, beni yalnız bırakmayan yapraklar var” diye geçirdi içinden. Soğuk havadan daha fazla etkilenmemek için havanın kendisiyle olan bu iletişimini düşünüyor, kendisini meşgul etmeye çalışıyordu. Sol elini montunun cebinden çıkartarak bir kere daha saatine götürdü gözlerini. 14 dakika vardı hâlâ. O kadar düşünceden sonra sadece 3 dakika mı geçmişti? Arkadaşını ziyaretinden bu kadar geç döneceğini tahmin etmemişti. Sadece 2 saat kalıp çıkmak niyetindeydi. Ancak -bir klişedir ki- muhabbet muhabbeti açmış 5 saat geçirmişti onun evinde. Uzun zamandır yüz yüze konuşamadıklarından olsa gerek, bir türlü sohbetlerini sonlandıramamışlardı. Bahçede otururken hava gayet güzeldi. Bu kadar soğuk olmadığından emindi. Veya yanlarında sürekli çay olduğundan soğuğu bu kadar hissetmemişlerdi. O sırada rüzgâr yüzlerine tatlı tatlı vuruyor, sohbetlerine eşlik ediyor ve kendilerini rahatlatıyordu. Şimdi ise hava kararmış, yağmurlu bir havada tek başına otobüs bekliyordu ve soğuk daha etkili olmaya başlamıştı.  Düşünceleri, bir o yandan bir bu yana savrulurken burnuna bir koku geldi. Yağmur kokusu muydu acaba? Hayır, en sevdiği kokuyu anlayamayacak değildi. Yakınlardaki evlerden birinde ekmek yapılıyor olmalıydı. Aç olmamasına rağmen o taze ekmekten tatmak istedi. Bu saatte ekmek yaptıklarına göre ya çok kalabalıklar ya da kahvaltı için şimdiden ekmeği yapıyorlar diye düşündü. Küçükken evde yapılan ekmekleri hatırladı. Ekmekler yapılır daha sonra bir sofra bezinin içine sarılırdı. Gerçi onlar sabah kahvaltıdan önce yapardı, bu sayede sıcak sıcak sofraya oturur oturmaz midelerine yollardı. Hatta eğer misafir gelecekse 2-3 tane yapılır, birileri ekmek ile uğraşırken ev ahalisinin geri kalanı kahvaltı sofrasının geriye kalanını hazırlardı. Her şeyden önce çay demlenir hazır beklerdi. Daha kahvaltı sofrasına oturmadan herkes en az birer bardak çay içerdi. Yaşanan büyük heyecan, sabahın nuruyla birleşince çok daha tatlı olurdu. Güneşin yeni doğduğu, sabahın hafif soğuk rüzgârıyla beraber bahçede içilen o çayın verdiği haz ise tarif edilemezdi.  Nedense her hikâyede rüzgâr var diye düşündü bir anda. Otobüsü beklediği an da dahil, arkadaşıyla otururken, çocukluğunda bahçedeyken, güneşin doğduğu an ve daha birçok anda rüzgâr hep vardı. Rüzgâr, hem daha soğuk hem de daha sıcak hissettiriyordu. Bazı anlarda vardı ki soğuk olsa bile o anı ısıtıyordu. İnsanı titretse bile o kadar farklı hislere bürüyordu ki işte istediğim rüzgâr, bu rüzgâr dedirttiriyordu. Kokuları, sesleri, insana ulaştırıp anıları canlandırıyordu. Rüzgâr ile hemhal ederken bir kez daha saatine bakınca hâlâ 9 dakika olduğunu gördü. Elini tekrar cebine götürürken, sanırım rüzgârın ulaştıramadığı tek şey zaman diye düşündü ve gözlerini kapatıp soğuk havada üşümeye devam etti. Arkadaşlarınızla paylaşmak için…​ Diğer Yazılarımıza da Göz Atın​ Şebnem Ferah  Sanat & Kültür Hindistan

Documento Sem Nome

Documento Sem Nome Nemocuuk Temmuz 15, 2023 “O ceviz dalları, o asma, o dutGül gül, mektup mektup büyüyen umutYangından yangına arta kalmış tutMuhabbet sürermiş bir rüzgar kadar” Geldi. Geldi ve geçti. Pencereleri döven bir rüzgar kaldı. Ondan geriye saymanın çaresizliğini yaşıyordum ben dört duvar arasında. Korkuyordum. Hissedebildiğim tek duyguydu korku. Dışarıda bir uğultu, uğultusu siniri korkum kadar çok olan rüzgarın. Ne ara bu hale geldik eski dostum? Masumca kırlarda dolaşırken başımı okşadığın günler ne kadar geride kaldı? Yıllar yılı dost bildiğim aynalar bana küseli kaç vakit geçti? Şimdi bakıyorum aynaya; ayna titriyor, ben titriyorum; ben titriyorum, ayna titriyor. Zangır zangır. Bir uçurtma takılıyor gözüme. Gerçek mi yoksa hayal mi kestiremiyorum. Umutlarımı kuyruk yapıyorum o uçurtmaya. Ah eski dostum, çocukların maskarası haline mi gelecektin sen bunca yıl sonra? Sana karşı gelerek yükselen bir varlık ama sensiz yükselemeyen… Sana muhalefeti yükseltiyor, onu ikametgahın bulutlara. Bu, geceyle gündüzün birbirine muhalefeti gibi değil. Gece ile gündüz var olabilmek için birbirlerine muhtaçlar. Sen var olabilmek için umutlara muhtaç mısın dostum? Dört duvar arasında, korkuyorum. Sakinleşsen ya eski dostum. Azıcık sakinleşsen… Anlıyorum seni, anlayabiliyorum. Sinirlisin insanlara, insanlığa. Bizi haklı çıkarabilecek bir mazeretim de yok. Haklısın kızmakta ama kızmak çözüm değil ki! Aradaki uçurumu derinleştirmez mi? Sonda kurdukları tribünlerle senin nefretini kullanırlar. Senin nefretini sana karşı kullanırlar. Ulaşamayacağın mekanlara gider, dalgakıran kurarlar. Nefret, çözüm değil. Hiçbir zaman da olmadı. Gel, kardeş olalım. Abim ol. Beni, kardeşin olmaya kabul et. Başımı okşa eski günlerdeki gibi. Sana güller hazırlayalım yine. Koşturalım seninle dağda, bayırda… Özledim seni. Anneleri yemek bulmaya giden kuş yavruları misalidir sana olan hasretim. Senden kaçmama izin verme. Duvarlar arasına hapsetme beni. Sarıl yine belime, sarıl eskisi gibi. Pencerem açık, sana kapım hep açık. Yeter ki gel. Sen gel, yeter. Tayfun olsan da gel, meltem olsan da… Ne olursan ol, yine gel. Aşka gel, şevkle gel, rüzgar bekleyen dimağlara ilaç olma heyecanıyla gel. Gel. Gel ama durma burada. Seni bekleyen milyonlar var şu dünyada. Es onların gönüllerine. Ferah ol, ferahlık ver. Serinlet sıcaklardan bunalan çocuğu. Onun da umutları yükselsin gökyüzüne seninle birlikte. Onun da uçurtması uçsun göklere.  Arkadaşlarınızla paylaşmak için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın​ Şebnem Ferah  Sanat & Kültür Hindistan

Yolculuk ya hu sevgili!

Yolculuk ya hu sevgili! Nermin Yetkin Haziran 15, 2023 Alnıma yazılmış olanı mı seçtim? Seçimlerimle aynı yere mi gittim? Bu hikayenin sonu hep aynı şeye çıktı. Yolculuk benim için hem bir ayrılık hem de bir kavuşmaydı. Bundan dolayı kopamadım, ne yollardan ne de kendimden. Yolcuyum, ötesi berisi yok. Sabahlara sana, akşamlara başka diyarlara yolcuyum. Belki bu kadar özlemesem çıkmazdım yola. Başka türlü yangınım sönmezdi, bunu anladım yolda. Bilmiyorum… Yola başlarken bitecek gibiydi her şey. Meğerse bitmezmiş hiçbir şey, başlarmış bir sürü yeni şey. Ne kazandın dersen bu işten, yolculuğun hiç bitmeyeceğini anladım bu dünyada. Hani diyor ya şair, her sabah doğan güneş bir sabah doğmaz oldu. Belki de bundan korkuyorum. O güneş hiç batmasın diye sabah erkenden yol alıyorum. Koşuyorum, gözlerim yarı açık. Günün bu saatlerinde sana susuyorum, seni içiyorum. Alnımdan akan terler yaşadığımı hissettiriyor. Aradım durdum yoldaki taşların sebebini. Dargın yüreğimin ilacını bulamadım desem şifacı kızar mı? Doyumsuz gözlerim her güzel çiçeği istedi yol kenarında. Koparamadım sahibi kızmasın diye. Şimdi bana kızma, darılma; her kalp atışında sana biraz daha yakınım ya da biraz daha uzak… Bilemem ama rüzgarlar saçlarını, mevsimler halini ve tavrını, her küçük cilve gözlerini hatırlatır bana. Ben yolda olmayı seçtim, yolumu seçtim. Zaman sever mi bilmem bu kararımı ama sevdanın sevdiği besbelli, yoksa kalbim nasıl atardı bu denli canlı? Arkadaşlarınızla paylaşmak için…​ Diğer Yazılarımıza da Göz Atın​ Şebnem Ferah  Sanat & Kültür Hindistan

Gitmeli

Gitmeli Nemocuuk Haziran 15, 2023 “Artık demir almak günü gelmişse zamandan   Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.” Bir yerlere gitmeli. Uzaklaşmalı buralardan. Kendinden kaçmalı insan. Kendinden, kendine… Gitmem gerekiyor. Nereye? Bilmiyorum. Bildiğim tek şey… Zamandan demir alma vakti geliyor yavaş yavaş. Benim buna hazırlığım ne? Valizim hazır değil. Ben, hazır mıyım? Değilim. Geminin rotasını bilmiyorum. Korkuyorum da biraz sırf bu yüzden. Bayağı korkuyorum. Ya… Elimdeki kalem bana yabancı. Ben, buralara ait değilim. Kalemi de alıp gitmeliyim. Kalem darılır O’nsuz gidersem. Anlatamam kendimi O’nsuz gidersem. Anlatamam kendimi “O” olmadan gidersem. Halim nice olur. O’nunla buluşmaya kalbimde “O” olmadan gitmek, bunu düşünmek bile çok korkunç. Nerede filiz vereceğini bilemeyen bir tohum, savrulur boyuna; ve belki de asla filiz bile veremez ki meyve vermek şöyle dursun. Nereye ait olduğunu bilmeyen bir yabancı gibiyim. Nereye ait olduğunu bilmeyen bir yabancıyım. Gitmek zorundayım buralardan. Durmak bana göre değil. Rüzgârda uçuşan bir yaprak gibi, uzaklara gitmeliyim. Ufuklar beni kendine çekiyor. Bıktı mı yoksa bu topraklar benden? Yoksa her zamankinden daha fazla mı istiyorlar beni yanlarında? Bir yerlere gideceğim, o kesin. Nereye gideceğimi henüz bilmiyorum. Duramam ben buralarda. Memleket dedikleri şeye fersah fersah uzaktayım. Memleket mi, o da neyin nesi? Ait değilim ben buraya, hiçbir yere ait değilim. Bir memleket arayışından da vazgeçtim uzun zaman önce. Bunu böyle kabul ettim. Aldım, kabul ettim. Zaten öyle olduğunu, kabul ettim. Tek tesellim, dayanmamı sağlayan tek şey, buraya zarar vermemiş olma ihtimalim. Korkuyorum, etrafıma zarar vermiş olmaktan korkuyorum, kendime zarar vermiş olmaktan korkuyorum. Sadece bir sırt çantası, ihtiyacım olan tek şey. Bir sırt çantasına dünyalar sığabilir. Vaktiyle bir sepete sığan kurtuluşu, bir çantaya sığdıramaz mıyım? Uçağı bekleyemem. Uçak benim hızıma yetişemiyor. Zaman, mekân… Uzun zaman önce anlamını yitiren iki kavram benim için. Bugün bulunduğum yerle, dün bulunduğum yerin arasında ne fark var? Dünle bugün arasında ne fark var? Kim bilebilir bütün bu soruların cevabını? Bilmiyorum. Bilmediğim o kadar çok şey var ki… Kendimi burada bırakıp gidemiyor muyum? Kendimden uzaklaşamıyor, kendimden kaçamıyor muyum? Niye kendimden kaçamıyorum, anne? Arkadaşlarınızla paylaşmak için…​ Diğer Yazılarımıza da Göz Atın​ Şebnem Ferah  Sanat & Kültür Hindistan

Müzikli Kitap

Müzikli Kitap Bilal Uygur Mayıs 15, 2023 Tam kulaklığımı takıp, kitabıma devam etmeye yeltenmiştim ki, yanımda Playstation’ında oyun oynayan şahsiyet, bir anda yaptıklarımı fark ederek, “kardeşim sen deli misin nesin?“ diyerek başka bir dünyaya seyahat etmemi engellemeyi başarmıştı.“Hayırdır, uslu uslu kitabımı okuyacağım işte,” dedim biraz da tepki göstererek. Oyununu durdurup kulaklığını çıkartınca dedim ki aha yine kafayı açacak, başlıyoruz.. “Kitap okurken aynı zamanda müzik mi dinleyeceksin?” diyerek sözüne devam etti. Ben hala kafamda bu yaptığımın delilik ile ne alakası olduğunu anlamaya çalışırken bu soru gelince ilk anda bir afallarken bu sırada o sözlerine devam etti: “Sonuçta kitaba odaklanman gerekiyor ve dışarıdan gelen başka etkileşimlerden dolayı konsantrasyonunu kaybetmen ve okuduğun şeyi gerçekten anlamıyla algılayamaman muhtemel.” Kitabın arasına ayracı koyarken şu şekilde cevap verdim: “Bir konuda haklısın, odaklanılması gereken bir şey varken müziği de eklemek, bu odağın kaybolmasına sebebiyet verebilir. Ancak bu aynı zamanda kişiden kişiye de değişebilecek bir durum. Mesela benim için hem kitap okumak hem de müzik dinlemek, güzel bir ahenk içerisinde gerçekleşen bir durum. İki farklı sanatın, iki farklı dünyanın bir araya gelmesiyle beraber oluşan atmosferde, kitapların dünyasına yolculuk etmek benim için daha muazzam bir hale geliyor.” Arkadaşım gülerek: “Anlaşıldı, manyaklıkta bir çığır açıyorum diyorsun yani,” diyerek şakayla sözlerine başlayarak şöyle devam etti: ”Herkeste farklı bir etki oluşturacağı bir gerçek. Ancak bu kadar zevkle hem müzik dinleyip hem de kitap okuyanı da ilk defa görünce şaşırmadım değil. Bir dahakine ben de bir deneyeyim en iyisi, ama önce oyun oynamaya devam.”  “Keyifli oyunlar,” diyerek kısa ve öz muhabbetimizin sonuna geldiğimizin farkına vararak huzurla kulaklığımı takarak kitabıma gömülüyorum şimdi. Arkadaşlarınızla paylaşmak için…​ Diğer Yazılarımıza da Göz Atın​ Şebnem Ferah  Sanat & Kültür Hindistan

Hasretlik Cereyanı

Hasretlik Cereyanı Fatma Sena Bark Mayıs 15, 2023 Özledim Öyle ki Hasretin kaburgalarımı kırıyor artık Aldığım nefes batıyor içime Gözlerimin aradığı o yol sensinUfacık bir görebilsem yetecek belki Ama hiçbir kavşak getiremiyor Ulaştıramıyor beni sana Farklı bir şey bu Sadece özlemek değil Kollarım dile gelse Sen bile şaşırırsın nasıl hasretler sana Sen hiç kendini özlemedin ki Anlayamazsın bunu Deneme Ama ben sana biraz anlatmaya çalışayım Baktığım yerde senin izlerini nasıl görüyorum Nasıl çağlıyor içim sana Nasıl kamaşıyor kalbim  Cereyan çarpmış gibi Seni hissedince hemen yanı başımda Sanki o çiçeğin yaprağına az evvel sen dokunmuşsun Senin kokun geçmiş bu koridordan benden önce Adımların yankı yapmış bu kaldırımlarda Çok buradasın sen Bendensin Ama çok eksiksin hayatımda Bu kadar benimleyken buralarda olmamanın tarifi yok Bunu ben bile anlatamam sana Sana son sarılışım gelince aklıma Gözlerimin dolmasını açıklarım Ama yakınım olup  Uzağımda bulunmanın yürek sızısını  Açıklayamam Hep Mecnun’u konuşuyoruz ya genelde Ben Leyla’nın ne hissettiğini Senin bana bakan gözlerinle anıyorum Böyle sevilmiş demek ki Diyebiliyorum Cüretkar gelecek belki sana ama Hissedebiliyorum da Toprağın en dibini görmüş hissederken, Kaburgamdaki kırıklar arasında, Bir filiz baş verir. Senin sesin kulağıma çalınınca, O filiz çiçek açar. Senin izlerini hayatımda buldukça İz düşümü gibi Sanki az evvelimmişsin gibi Kalbim bir ritim sana kayıyor gibi Delilikse delilik Özledim işte Çok özledim Cümlelere savaş açasım gelir, Sana seni anlatmadaki yetersizliklerinden. Normalde harfler yan yana gelse  Çok şey söylerler belki ama, Acizliklerinden olsa gerek, Belleri bükülüyor. Lakin harflerle dostum bu aralar Her birine sen sevgisini işledim Daha bi zarifler artık gözümde Lafı dolandırmayacağım Manolyalar diktim sana gelen her yol başına Onlar solmadan Kokuları kaybolmadan Gel buluşalım Arkadaşlarınızla paylaşmak için…​ Diğer Yazılarımıza da Göz Atın​ Şebnem Ferah  Sanat & Kültür Hindistan