Okyanus Etkisi

Okyanus Etkisi Bilal Uygur Ocak 15, 2025 Okyanus Etkisi bir insan ile şans eseri tanışıp samimi olduğumuzda oluşan etkiye verilen isimdir. Çok da güzel bir isim verilmiş, aynı dalgaların git gel yaparak sürekli kumları, yosunları ve taşların yerini değiştirdiği gibi bizim de hayatlarımızı değiştiren insanların şu kısa ömrümüze dahil olmasını anlatıyor. Ancak müsaadenizle ben bu ifadede değişiklik önerisinde bulunmak istiyorum. Şans eseri değil de tevafuk ile karşılaştığımız insanlar desek, nasıl olur acaba?  Şimdi biraz anlatayım neden bu değişikliği yapmak istediğimi. Şans demek sanki fazla basit kaçıyor böyle muazzam bir durumu ifade etmek için. Düşünün ki karşınıza bir insan çıkıyor, belki de hiç beklemediğiniz, hiç ummadığınız bir anda veya umutsuzluk içerisinde olduğunuz bir anda. O insan ile beraber hayatınız yepyeni bir hal alıyor ve renkleniyor. Samimiyetin vermiş olduğu sıcaklık tekrardan hayata tutunmanızı sağlıyor. Tam “psikolojim bozuldu, mahvoldum!” dediğimiz bir anda hayatımıza giren o insanla birlikte yeni ufuklar beliriyor gözlerimizin önünde, yeni farkındalıklarla karşılaşıyoruz.  İşte bu sebepten değiştirmek istedim bu ifadeyi… Tabii belki de şanstır gerçekten. Öyle şanslıyızdır ki, o an bir uğurböceği gelip de elimize konmuş gibidir. Ancak bir taraftan da aklıma şu gelmiyor değil; hayatta karşılaştığım o kadar insan arasından öyle insanlarla samimi oldum ki, hepsi hayatıma ayrı ayrı anlamlar kattılar. Ufkumu genişlettiler, bilmediğim, duymadığım birçok şey öğrettiler, henüz fikir sahibi dahi olmadığım konuları anlamamı sağladılar ve hatta kitap okumaya başlamama vesile oldular. Bana bu kadar fazla değer katan, bu güzellikleri bana katmış olan insanlarla samimi olduktan sonra Okyanus Etkisi benim için sadece şans olmaktan çıkmış ve kaderin bir cilvesi haline gelmiş durumda. Tevafuklar, yanıma daha güzel, daha kaliteli insanlar kattıkça, benim de hayatıma güncelleme getirebilmem ve seviye atlayabilmem konusunda yardımcı oldu. Hem, bu sayede Bölüm Sonu Canavarlarını geçmek de daha kolay hale geldi. Arkadaşlarınızla paylaşmak için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Şebnem Ferah  Sanat & Kültür Hindistan

Ölüm Güzel Şey, Budur Perde Ardından Haber

Ölüm Güzel Şey, Budur Perde Ardından Haber Nemocuuk Aralık 31, 2024 “Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?” Şu iki dizeyi aşamıyorum çok uzun süredir. Dilime takıldı durdu. İşin garip tarafı sadece bu beyite takılmam… Şiire devam edemiyorum. “Peygamber” kelimesinde düğümleniyor boğazım. Bir sözcük daha söylemekten aciz kalıyorum o anda. Bir harf bile ilerleyemiyorum. “Kapı kapı…” diye devam etmekte şiir ama ben devam edememekteyim. Söylediklerimin ağırlığı altında ezilmekle meşgul oluyorum o sıralarda. Ağzımdan çıkanları kulağım da duysun istiyorum. Kulağım da duysun ki zihnime ulaşsınlar. Ne söylediğimin bilincinde olmaya çalışıyorum. İdrak etmek istiyorum bu kelamı. Bütün bu çabalarıma rağmen Farsça’dan dilimize geçmiş olan arkadaşımıza sıra gelince -Peygamber kelimesi olur kendileri- bütün dünya duruyor sanki. Benim, söylediklerimi anlamamı beklermiş gibi… Sanki cümle alem duruyor ve “Hadi!” diyor, “Anla! İdrak et bunları, hayatına hayat kıl. Hiçbir zaman ayrılma onlardan. Ölümün korkulacak bir şey olmadığını adından iyi bil. Ezberleme! Kendinden bir parça haline getir. Sen, o ol. Bırak, o da senin damarlarında dolaşsın, bütünleşsin seninle. İzin ver buna. Ondan kaçma, kabullen. Bak, üsve-i hasene (en güzel örnek anlamında Peygamber Efendimiz (s.a.v) için kullanılan, Kur’an-ı Kerim’de Azhab Suresi 21. Ayette geçen bir söz) ‘bile’ ‘En yüce dosta…’ diyerek ayrılmış bu dünyadan. Bil ki o korktuğun şeyin -eğer “iyi” bir hayat yaşamışsan- korkulacak hiçbir yanı yok. Hiçbir, yanı, yok. Maddenin arkasındaki manayı okuma sevdasını seziyorum kalbinde. Gör; madde, ki ölümdür, bul onun arkasındaki anlamı. Ölüm’ün bir son olmadığını oku. Kabart kulaklarını, o sana seni ademe düşürmeyeceğini söyler. Maddeye kapat gözlerini, kulak kesil onun hal diliyle söylediklerine. Bir köprü olduğunu anlatıyor sana, bir yolculuk… Dünya misafirhanesinde yaptığın yüzlerce yolculuğa benzer bir yolculuk. Gidenlerin geri dön(e)miyor oluşu niye seni bu denli korkutuyor? Onların dönmeyişleri gittikleri yerin çok güzel olduğuna delalet etmez mi? Hatırla, daha sen bu dünyada yok iken küçük bir damla (alak) vesilesiyle gönderildin buraya. O damla senin buraya gelmen için bir sebepti. Korkuyor musun alak’tan? -Korkulacak ne var ki? Buraya gönderiliş yolculuğumdaki birçok “sebep”ten yalnızca birisi o. -Gidiş yolundaki sebeplerden seni korkutan nedir? -Hiç kimse dönmemiş, ya adem varsa? -Efendimiz’in (o bütün alemlere gönderilmiş universal bir peygamberdir) dönüşü ve dönüşüne dair sözleri yetmiyor mu? -… Gözlerini daha sıkı yum, kulaklarına ağırlık ver. Mevlana Celaleddin-i Rumî’nin kendisini şeb-i aruz (düğün günü) diye isimlendirmesini fısıldar sana. En güzel gün… İddia ettiğinin aksine bir bilinmezlik de yok orada. Sen kendin burada karar veriyorsun nasıl muamele göreceğine. Buradaki yaşantına göre orada neler olacağı az çok belli. Orada ırmak, orada odun ne arar? Irmağı da odunu da sen götürüyorsun buradan. Peki tabii kocaman köşkleri veyahut ırmakları taşımak odun taşımaktan daha meşakkatli. Öyle olmasaydı köşklerin, ırmakların ne değeri kalırdı? Ezbere söyleme bunları, tekrar ediyorum. İdrak et. Kendi benliğin haline getir. ‘Kimsin?’ sorusuna ‘Ben cennetim.’ de, ‘Aynı zamanda da cehennem. Ben hem ölümün ta kendisiyim, hem de doğum diye bilinirim.’ Daha rahat duyabilirsin artık. Ölümün sözlerini tekrar et, çünkü bundan sonra onlar aynı zamanda senin de sözlerin. ‘Burada doğan birisi buraya gelebilmek için başka bir alemde ölür. Burada ölen her varlık da başka bir zamanda veya başka bir alemde doğar. Ben insanım, ki bu benim kul mertebesine çıkabilecek potansiyelde olduğumu gösterir, ben köprüyüm aynı zamanda: yaşam ile ölüm arasında, gençlik ile yaşlılık arasında -şu an dünden daha yaşlı, yarından daha gencim-, en önemlisi de kalpler arasında. Bir kalpten başka bir kalbe kurulan köprüyüm ve daha başka köprüler kurmakla yükümlüyüm. -Neden? -Irmak toplamaya bir yerden başlamam gerekiyor çünkü. Arkadaşlarınızla paylaşmak için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Raf Üzerine Düşünceşler Ayrıntılardaki Hayatın Anlamı Yıldızlar, Kız Kulesi ve Sen

Akıntıya Karışalım 

Akıntıya Karışalım Fatma Sena Bark Aralık 15, 2024 Bakmaktan görmeye geçtim, bu bir uyanıştı adeta. Gözlerimde başka bir ifade vardı. İçerleme değildi bu duygu, o tanıdık bana. Kulaklarım az sağır olmadı feryat figan susuşlarıma. Bu daha bir farklı.  İncelemeye başladım kendimi; göz çukurlarım, kaşlarım… yerli yerindeydim aslında baktığında. Peki ya benim gördüklerim. Aynadaki aksime sirayet edemeyenleri başkaları da görebiliyor muydu? Sanmam. Kişi kendindeki yaraya tanıdıktır. Bu yüzden olsa gerek, sadece yarası yarama denk gelenler fark edebilirdi. Belki.  Hayat bu savurur, eyvallah. İyi de benim köklerim sağlam değil miydi, neydi bu giydiğim kabullenmişlik hırkası? Varsın hazan düşsün toprağıma, yel tütsün ocağımda. Ben tüm çaresizliklerimi bir ‘öyle işte’ye sığdırıp düştüğüm yerden kalkmasını bilirdim. Dudağımın alaycı bir şekilde kalkışı bundandı. Bu tavrım ise kolaylığından değil, borçlu olduğumdandı.   Ben çok borcu olan ve kapattığı her borçla ruhunun deliklerini yama etme gayesi güden gölgesiz bir fidandım. Öyle aykırı, öyle acayip, öyle anlaşılmaz. Böyle gözüküyordum dışarıdan. Ahh beni bir de bana rüzgarın taşıdığı o fısıltılara sorsalardı. İsteyen çabalardı ve mesafeler sadece birer rakamdan ibaretti.  Toprağa da hürmetim vardı, köklerime aşkı işleyen can suyuna da. Ruhuma dokundu bakışlarım. O kabul ediyordu yaşanmışlıkları ve tebessümü hakikiydi. Bu, devam etmek için kâfiydi. Aksındı o zaman, günler de olaylar da insanlar da. Tıpkı su gibi, o akıp yolunu buluyordu. Akıntı ile bir ahenk yakalamak kolay değildi. Batmalar da çıkmalar da bir parçasıydı serüvenin. Nasıl ki gözümün kapanmasına birkaç saniyede bir kırpmasına kızmıyorsam, akıntının üzerimi ıslatmasına da kızamazdım. Kurudu hem. Varlığı güneş gibi açanlar, kuruturdu. Doğanın sanatı buydu.  Gözlerim, yansımanın harelerindeki ısrarlı bakışlarını çekti. Bulmuştu aradığını, aramakla bulunmayanı. Elim musluğu kavradı ve bir ürperdi işlendi kan dolaşımıma. İki avuç dolusu soğuk suyu çarptım yüzüme. Enseme ve saçlarıma.. Bu kadardı.  Doğrulan belim ve ıslanan kirpiklerimin ardındaki hevesli bakışlarım.. Ruhum yine yeni bir yün eğirmişti. Bir başka borç ödeyip yama yapmaya hazırdı. Hiç ödeyemeyeceğim borçlarım vardı ve her gün daha çok borçlandıklarım. Bu yüzden akmak lazımdı, akıntıya karışıp kendi ahengini bulmak lazımdı. Her aynaya bakışımda tekrar tekrar yaşadığım bu olay sıkmazdı canımı. En nihayetinde hürmet ettiklerim canımdandı.. ve insan canını her daim sakınırdı.. Arkadaşlarınızla paylaşmak için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Şebnem Ferah  Sanat & Kültür Hindistan

Yıldızlı Düşünceler

Yıldızlı Düşünceler Bilal Uygur Aralık 15, 2024 Geldi yine günün o vakti; insanın kendisiyle baş başa kaldığı, yalnızca kendi sesini duyabildiği an. Kimisi için tamamen yalnızlık, kimisi için de günün en can alıcı zamanı. Karanlığın çökmesiyle birlikte, insanın içine de karanlık çöküyor sanki. Duygular ve hisler fışkırmaya başlıyor. Sanki aydınlık, gün ışığı onlara zarar verirmişçesine… Belki de hayır, kendilerini göstermeye fırsat bulamıyorlar. Gün içinde insan, öyle bir koşuşturmacanın, curcunanın içinde ki, duygulara yer bile kalmıyor. Nihayet karanlık çöküyor, insanlar evlerine çekiliyor ve meydan yıldızlara, aya kalıyor. Ah evet, yıldızlar ve ay… İnsanı, karanlığın ortasında yalnız başına kalmışken, kendini ve duygularını sahneye davet ediyorlar. Çünkü biliyorlar ki insan, kısa bir süreliğine de olsa, artık bir başına. İşte tam da bu yüzden, bazısı için günün en huzurlu anı. Çünkü artık insanı dinleyecek, ona kulak verecek ve yargılamayacak, ısrarcı olmayacak, sadece gözlerinin içine bakarak yanında olduğunu hissettirecek dinleyicilere sahip. Başını kaldırıp gökyüzüne baktığında, kartpostallık bir manzaranın karşısında, insan kendini anlatmaya başlar ister istemez. Böylece insan, karanlığın ve sessizliğin kollarında kendi iç dünyasına doğru bir yolculuğa çıkar. Zihninde biriken düşünceler, gün boyunca üzerine örtülen perdelerden sıyrılıp yavaş yavaş sahneye çıkar. Pişmanlıklar, umutlar, belki de hiç dile gelmeyen hayaller ve korkular… Her biri, gökyüzündeki yıldızlar gibi tek tek görünür hale gelir. Bu an, belki de bir yüzleşmedir insan için. Kendisiyle baş başa kaldığı, kimseye hesap vermek zorunda olmadığı bir mahkeme. Ama bu mahkemede ne savcı ne de hâkim vardır; sadece insanın kendisi ve yıldızlar. Tam da bu noktada, insan, düşüncelerinin ne kadar derin olabileceğini fark eder. Kendi sesini ilk defa duyar gibi olur. Belki bu ses bir uyarıdır, belki bir rehber, belki de sadece bir dost. Bu sessizlik, insana neyi hatırlatır? İçindeki fırtınaları mı, yoksa huzuru mu? Bu sorunun cevabı, karanlıkla kurulan ilişkiye bağlıdır. Çünkü karanlık, sadece bir örtüdür; altında ne olduğunu yalnızca insanın kendi bilebilir. Arkadaşlarınızla paylaşmanız için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Şebnem Ferah  Sanat & Kültür Hindistan

Yağmur’a Ağıt

Yağmur’a Ağıt Nemocuuk Kasım 15, 2024 Vareden’in adıyla insanlığa inen nur, Bir gece yansıyınca kente sibir dağındanToprağı kirlerinden arındırır bir yağmur Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından.Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayatEn müstesna doğuşa hamiledir kainat.” Gönlüme yağan yağmurdan Haberin var mı sevgili?Kim bilirdiRuhumun bulutlarınınAğlamaya başlayacağını? Sen bilirdin, değil mi?Sen, Bilir miydin sevgili? Yağmurlar var gönlümde. Dışarıya yağmur yağıyor. Ben, Yağmurdan hoşlanmıyorum sevgili. Gel, dindir yağmurlarımı. Bildir bulutlara gelişini. Bulutlar utansın Sen varken Yeryüzünü ıslatmaya. Şemsiye ol bana, Nefretin yağmurundan koru beni. Çatım ol, Yağmurlar ulaşmasın bizlere. Evim ol, Sırılsıklam yapan tek şey beni, Aşkın olsun. Gelirsen bana, Gelmezsen sana aşk olsun. Gel, ey yağmurları dindiren; Aşk olsun! Sen gel sevgili, Açılmazsa yollar utansın. Sen çık yola, Yolunu keserse Eşkıyalar utansın. Uç, aç kanatlarını, İzin vermezse rüzgar utansın, Seni ıslatırsa Yağmur utansın.  Yağmur, utansın.  Dışarıya yağmur yağıyor sevgili. Benim sana en çok ihtiyaç duyduğum an, İşte tam bu an. Ben yağmuru sevmem sevgili. Gel yağmurda ıslanalım der misin? Deme. Dışarıda insanlar, hayvanlar ıslanırken Ben nasıl mutlu olabilirim sevgili? Nasıl sevebilirim yağmuru? Sen gel, Yağ gönlüme sevgili. Senin ıslattığın herkesin Huzurla dolsun içi, İnşirah bulsun kalbi. Sen öyle gel, öyle ıslat beni. Sen, ıslat beni. Kimsecikler üşümesin senin yağmurunda. Herkes dilden dile anlatsın Gönlüme nasıl yağdığını. Cümle alem bilsin Yağmurlarınla sırılsıklam olduğumu. Yağacaksan sen yağ sevgili. Yağacaksan, sen yağ. Dışarıya yağmur yağıyor. Ben, ruhumun askılıklarına takılmış bir haldeyim. Ruhumun aksiliklerine… Kara bulutlar yalnızca Benim göğümü kaplıyor. Yağmur her yere yağıyor lakin Ben karanlıklar içerisindeyim sadece. Beni sensizlik bu hale getirdi sevgili. Senin ışığın olmadıkça Bütün dünya bana karanlık sevgili. Senin nurunu görmüşken ben, Binler güneş olsa Bana yeter mi sevgili? Gözlerim kör, Gözlerim kör senden başkasına sevgili. Kimsecikler yetmiyor, Senden başka, Sonsuzluğa alışkın şu ruhuma. Gökyüzü yetmiyor bana sevgili, Çırpınıyorum Gökyüzünün ötesini görmek için. Deniz yetmiyor bana sevgili, Biliyorum Onun da bittiğini, Biteceğini.Ruhuma sen lazımsın sevgili, Bana sen lazımsın.İnsanların “Su, su!” diye inlediği şu çölde Sudan geçtim ben. Dilime darılırım “Sen!”den başka bir şey Söylerse sevgili. Seraplarımda sen varsın sevgili. Etrafım çamur, Sana koşamıyorum. Sen gelsen sevgili; Çamur çamur oluşuna utanır, Senden hariç yağan her pis yağmur Gökyüzünü ıslatışına utanır, Güneş varlığından utanır, Yıldızlar bir bir silinip gider Gökyüzünden, Ay seni görünce aşkından -aşkımdan- Ortadan ikiye Şak diye yarılır da İki parça olur. Ay iki parça olur sevgili, Gönlüm paramparça… Ben gelemem sevgili; Ayaklarımı kirletir etrafımdaki çamur Ve ben huzuruna O şekilde çıkmaktan Haya ederim, Utanırım sevgili. Yağan yağmur, Dünyayı çamura buladığına utanmıyor; Ben çamurlu bir dünyada yaşadığıma Utanıyorum sevgili. Çamura bulanmış ruhum, Kapkara ellerim-ayaklarım. Kalbim, sevgili, kalbim… Senin sarayına siyah yakışmaz sevgili. Matemli bene yakışır siyah. Senin terk-i dünyandan beri Yaslardayım sevgili. Sana layık olmayan kalbimin siyahı, Libasıma yansıdı sevgili. Sen gel sevgili; Siyah, renklerden oluşuna utansın. “Işıksızlık” dedikleri siyah için; Sen gelsen sevgili, Işıksız bir yer kalmaz kâinatta. Sen gelsen sevgili, Siyahlar parlar alacakaranlıkta. Sen gelsen sevgili, Sen gelsen… Hasret, sevgili, ah hasret! Vuslat, sevgili, ah vuslat! Gönlümün pınarları yetmez mi dünyaya, Gönlünün pınarları yeter. Sensiz bir yağmura ne hacet? Aşkım fışkırırken şu toprağa, Aşkın fışkırırken… Bütün ırmaklarda sen dolaş sevgili, Bütün balıkları sen besle. Gel, o mübarek -Uğruna başlar feda, Uğruna canlar feda- Ellerinle Susuzluğumuzu sen gider sevgili. Bir kırba su bulunur elbet, Beş kıtayı beş parmağına böl, Şehadet parmağını şu kuluna ihsan et sevgili. O kırbayı ben gözyaşlarımla doldurayım, Küre-i arz senin için akan gözyaşlarıyla Taşsın sevgili.  Sen yağsan aslında, Bilirim ki herkes bayram eder. Çiçekler daha bir canlı açar kırlarda, Böcekler daha bir heyecanla uçuşur Yağmurun altında, Hayat daha bir aşkla devam eder koşuşturmasına, Kalem daha bir şevkle koşturur yazmaya. Sen ıslatsan aslında tüm dünyayı, Parıl parıl olur her yer ve herkes. Kara gözler ışığınla kamaşır, Kör gözler nuruna açılır. Ah sevgilim, bir gelsen… Ruhum sana hayran, Ruhum sana muhtaç… Seni bekleyişimdendir Yağmuru sevmeyişim ey sevgili, Senden gayrı Yağmuru bile istemeyişim. Rahmet, Ey alemlere rahmet olan, Ancak alemlere rahmet olarak gönderilen; Rahmet ol bana, Rahmet vesilesi ol, Merhamet ol bana sevgili. Liva-ül Hamd sancağı altında, Sana vaat edilen Makam-ı Mahmud’da… Sen gel, söz veriyorum Islanmak için dışarı koşanların İlklerinden olacağım Elimden geldiğince. Yeter ki sen gel… Yağmur duasındayım, Üstümde yağmurluk, Ellerim toprağa çevrili… Yanımda amcan yok diye Gelmeyecek misin? Amcan kalbimde, Sen kalbimde, Yetmez misin? Yetsen gönlüme, “Yettim!” desen, “Kurumuş topraklara geldim; Yağmur bekleyen, Alev alev yanan coğrafyalara…” Senden başka hiçbir yağmur, Söndüremez yangınımı; Kapkara bulutlara, Kapkaranlık bulutlar ekmeye devam eder. Yağmur diniyor yavaş yavaş Yağmur’um…  Bir sonraki yağmurda Yağman ümidiyle… Arkadaşlarınızla paylaşmak için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Şebnem Ferah  Sanat & Kültür Hindistan

Yağmur!

Yağmur! Betül Tosun Kasım 15, 2024 Yağmur! Bazen iki damla gözyaşının derya ettiği damlalar. Bazen ise, özgürce kucakladığımız nevbahar. Bazenleri, Yusuf’un kuyuya düştüğü gibi gözlerimizin semaya dikildiği o anda yaşadığımız ızdırap. Bazenleri, arkamıza bile bakmadan kaçtığımız fırtına. Yağmur bu işte. Kimine rahmet, kimine felaket. Kimine sonsuzluğu hatırlatan beste, kimine ise kesintilerin başladığı son durak. Kimi sever yağmuru, gözyaşlarıyla kelimeleriyle süsler. Kimi de kaçar kaçabildiği kadar uzaklara. Ama hayatın bir gerçeğidir yağmur. Ne onsuz olur bu dünya ne de onunla yaşanır. Herkesin yağmurlu hikayesi farklıdır. Benim ise yağmurla hikayem bir uzak diyarlarda başlayan kaybolmuş kuşun öyküsü ile başlıyor. Eylül’ün, toprakların suyla buluştuğu vakit benim anılarımda yağmurla şereflenmişti. Kaldığı yerle ilgili hiçbir fikri olmayan bir kanadı burkulmuş, diğer kanadı ise uçmaya hazırlanan bir kuş gibi bakıyordum. Bir yandan şimşek sesleri, diğer yandan annemin gözyaşlarının semaya götürüldüğü o kutlu an. Geceyi ve gündüzü birbirine bağlayan seher vakti. Sanki topraktan çok biz susamıştık ıslatmaya, yeşerip çiçek açmaya. Öyle bir bulut kaplamıştıki gökyüzünü, bir mesaj vermeye çalışıyordu ama gözlerimiz o zaman onu anlayabileceğimiz kadar aydınlık değildi. Sadece temizleniyorduk yeni doğmuş bir çocuk gibi, yeni bir hayata merhaba diyorduk. O zamana kadar hiç bir anlamı olmayan yağmur, benim için bir diriliş, bir yenilikti. İşte böyle bilemezsin, neyin senin için bir gün dost, bir gün düşman olacağını. Neyin hasret, neyin vuslat olacağını. Bilmiyordum gökkuşağının burada asılı olduğunu.  Arkadaşlarınızla paylaşmanız için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Şebnem Ferah  Sanat & Kültür Hindistan

Yolculuğun Mayası: Izdırap

Yolculuğun Mayası: Izdırap Dilara Özdemir Ekim 15, 2024 Tüm muhteşem hikâyeler gerçekten iki şekilde mi başlar? Ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı mı gelir? Ya bu yolculuk insanın kendi içineyse? Kendini keşfetmesiyle ilgiliyse? Kendi iç dünyasına yolculuğa çıkmamış bir insan, dünyanın neresine giderse gitsin eksik değil midir? Eksik biri, tam olmadan muhteşem bir hikâyenin başrolü olabilir mi? Belki de bu iç dünyamıza yolculuk, fiziksel yolculuğa çıkmadan gerçekleşemiyordur, o yüzden öyle demiştir yazar. Hayat aynı şekilde devam ederken, insan bir sabah kalkıp “Ben bugün iç dünyama yolculuk yapmaya karar verdim.” diyebilir mi? Bence diyemez. Bence, onu düşünecek noktaya bile gelebilmesi için yolculuğa çıkması, başka insanların hayatına dokunması, incinmesi, sevmesi, öfkelenmesi, ızdırap çekmesi gerekir.  Mesela bir yaprak, ağacın dalındayken anlamaz ki yaprak olduğunu. Etrafı başka yapraklarla çevrilidir çünkü, farkı göremez. Güneşi gördüğü ilk andan beri, kendini bildi bileli o dala, o ağacın kütüğüne dayanmıştır. Ama gün gelir, kopması gerekir o daldan. Sararıp, solup gübre olmak için değil, rüzgâra karışıp yeni yerler görebilmek için. Ama bildiği yerden kopmadan yakalayamaz o fırsatı. Rüzgâr çetindir, onu nereye götüreceği belli değildir. Bazen hızla yere çarpar onu, bazen de göklere çıkartır. Ama yaprak hepsine razıysa eğer, inişiyle çıkışıyla sever rüzgârı, hayatı.  Ya da bir yağmur damlası, belki de ayrılmak istemiyordur buluttan. Belki gökyüzünün o uçsuz bucaksız, insanın içini eriten huzurunu bırakıp da yeryüzüne inmek istemiyordur. Belki korkuyordur birinin kocaman sarı yağmur botlarının altında ezilmekten. Belki de bir arabanın ön camına düşüp de silecekler tarafından fırlatılmaktan ürküyordur. Ama o bulutu bırakmazsa bilemez ki, sevdiğinin gözlerinin içine bakan bir kadının kirpiğine konacağını, onların sevdasına şahit olacağını. Eğer kendini bırakmazsa yerçekimine, bir çiçeğe hayat olma sevincini yaşayamaz ki. Bütün hikâyeler bir yolculukla başlar. Hayat bu yolculuktan ibarettir. İlk nefesimizi aldığımızdaki feryadımızdan, gözümüzü son kez kapayıncaya kadar devam eden yolculukta önemli olan varmak değil, yolda olmaktır. Yolu güzelleştiren de kimlerle o yola çıktığımızdır. Kalbine ayna olan insanlarla o yolculuğa çıkıldığında, o zaman insanın kendi içine doğru yolculuğu da beslenir, desteklenir.  Bir bitki yalnız kalıp filizlendikten sonra gökyüzüne başını uzatıp nefes alabilir. Eğer çevresindeki toprak uyumlu olmazsa yolculuğu yarıda kalır, tohum olmaktan bile çıkamaz. Ama sabırla kendi içinde büyüdükten ve incecik, kırılgan bedeniyle o taş gibi toprağı deldikten sonra bütün güzelliğiyle selam verir dünyaya.  Ve her şey, bütün güzellikler dâhil, insanın kendi içine yolculuğu ve ızdırabıyla başlar… Arkadaşlarınızla paylaşmak için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Şebnem Ferah  Sanat & Kültür Hindistan

Beyaz Yağmur

Beyaz Yağmur Bilal Uygur Ekim 15, 2024 Yağmur var dışarıda, gözlerimi bir türlü açamıyorum ama biliyorum ki yağmur var, sağanak yağmurun getirdiği o kulaklarımın pasını silen sesi duyuyorum. Yatağımda değilim artık sanki.Yorgunluktan bitmiş, tükenmiş bir şekilde eve geldiğim gibi tek hedefim yatağıma ulaşmaktı. Gökyüzünde çakan şimşekleri görürken gök gürültüsünün sesini duymamak garip bir histi. Her saniye gökyüzünün ışıldaması görkemli bir manzaraydı. Bunlar yaşanırken aynı zamanda tek amacım yatağa atmaktı kendimi. Başım yastık ile buluştuğu anda da kendimi uyku alemine bıraktım. Gecenin bir vakti, saati bilmiyorum ama yağmur var dışarıda. Tek duyduğum yağmur damlalarının yere vurduğunda çıkardığı sesti. Başka hiç ses yok. Ne bir insan sesi ne bir kuş sesi ne de başka bir gürültü. Yağmur ve ben. Kalkıp pencereden sesini duyduğum yağmur ile göz göze gelmek istiyorum. Onunla bir olmak için. Gariptir ki kalkmayı geçtim gözümü dahi açamıyorum. ‘Yorgunluktan dolayı herhalde’ diyorum ve sadece sesleri dinlemeye devam ediyorum. Yağmur o kadar nazik ki onun nezaketi eşliğinde tekrar uykuya dönüyorum.Yine gece vakti ve yine yağmur var, devam ediyor ama bir önceki ile aynı yağmur değil. Bu sefer daha hüzünlü sanki. Sesler yine kulağımı okşuyor ve bu sefer gözlerimi açabiliyorum. Dışarısı tamamen karanlık yağmur tanelerini göremiyorum bile. Dışarıda bulunan tüm ışıklar sanki emilmiş. “Ama nasıl? Yağmurun kendisi mi acaba bunu yapan?” diye düşünmeden edemiyorum. Yatağımdan kalkmaya yelteniyorum ve evet başarılı bir deneme. Ama odamda değilim, odamdayım ama sanki benim bildiğim odam değil burası. Her şey değişik hissettiriyor. Pencereye yaklaşarak dışarıya daha dikkatli bir şekilde bakıyorum. Bazı yağmur damlaları beyaz. Gözlerimin önünden sanki ışık hızında beyaz renkler yere çarpıyor ve anında kayboluyor. Dışarıda bulunan tek ışıklar da bu beyaz damlacıklar. Elimi uzatıp pencereyi açıyorum ve yüzüme vuran serinliği hissediyorum. Yağmurun dokusu, tenimde bıraktığı o ferahlatıcı his, beni gerçekliğe biraz daha yaklaştırıyor. Beyaz damlacıkların sırrını çözmeye çalışırken, bir yandan da bu anın tadını çıkarmaya çalışıyorum. Damlaların beyaz ışıltısı ve yağmurun melodisi, ruhumun derinliklerindeki yorgunluğu alıp götürüyor sanki. Bu hüzünlü, ama bir o kadar da huzur verici yağmurda kaybolmuşken, kendimi ve etrafımı yeniden keşfediyorum. Yağmurun bu sihirli dokunuşu altında, aslında her şeyin değişebileceğini fark ediyorum. Ayaklarım beni yeniden yatağa götürüyor. Kapanan gözlerimle, yağmurun tatlı fısıltısına kendimi bırakıyor ve yeniden uykuya dalıyorum. Bu gece, yağmurla bir bütün olarak, rüyalarımda kayboluyorum. Arkadaşlarınızla paylaşmak için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Şebnem Ferah  Sanat & Kültür Hindistan

Derdi Zamanla

Derdi Zamanla Fatma Sena Bark Eylül 15, 2024 Hepimizin derdi zamanla;Hani o asla durmayan ve asla geri gelmeyen,Yerine göre eğilip bükülebilen,Hatta görecelendirilebilen belki amaKatiyen kimselere yetmeyen o zamanla… Ömrümün derdi zamanla;Az ye, az iç ve de az uyu,Yine de fayda etmeyen,Bana mısın demeyen,Damağına bir parmak bal değdiripGerisini kendisiyle götüren o zamanla… Ruhumun derdi zamanla;Hani o tatlı kalp çarpıntısını,O daimi mütebessim bakışları,Gözlere işlenen sevgi hüzmeleriniAnılaştıran o zamanla… Gönlümün derdi zamanla;Bir eyaleti, bir mekanı,Bir evi, bir ormanı,Bir yemeği, bir çadırı,Bir fotoğraf karesini,Aynı yerlerde dolaşmayıHüzne bulayan o zamanla… Benim derdim zamanla;Hani o en leziz anlarda,Dursun istediğin insanlarla,Sonsuz olsun dediğin anıdaSu gibi akıp giden o zamanla… Arkadaşlarınızla paylaşmak için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Şebnem Ferah  Sanat & Kültür Hindistan

Çayın Muhabbeti 

Çayın Muhabbeti Bilal Uygur Eylül 15, 2024 Ne güzel şey bu çay. Durduk yere aklınıza gelir, der ki beni şöyle güzelce bir demle de hasbihal edelim birbirimizle. Diyeceksiniz ki şimdi çay ile hasbihal mi olur? Çay, ince belli bardağa doldurulduğu anda kendine has rengiyle ilk önce bir göz teması kurar, selamlar sizleri. Sonra sıcaklığıyla beraber buharını gönderir, halinizi hatırınızı sorar. İşte o an, o güzel muhabbet başlar. Günün verdiği yorgunluğu, dertleri anlatmaya başlarsınız ister istemez.  O da karşılıksız bırakmaz sizi. İlk yudumunuzla beraber sıcaklığını hissettirir hemen size. Elini uzatıp size yardım etmek istediğini anlatır. Sonra bir bakmışsınız ki tüm yorgunluğunuzu almış, kafanızdaki dumanları dağıtmış bir anda. Farkında bile olmadan o denli hasbihal etmişsiniz ki, ne dert kalmış, ne tasa. Sadece dertleşmek için mi çay içeceğiz diye sorarsanız, hayır tabii ki. Düşünün ki kışın evinizin balkonunda oturuyorsunuz, dışarısı karlarla örtülmüş vaziyette, bembeyaz. O an içinizi ısıtacak bir şeyin eksikliğini hissediyorsunuz. Tam bu anda aklınıza hemen çay gelmediyse eğer, çay ile olan bağınızı bir gözden geçirmenizi isterim. O sizi soğuk veya sıcak demeden hiçbir yerde yalnız bırakmazken sizler de onu hatırınızdan çıkarmayın.  Eh tabii ki kimseyi çay içmeye zorlayamayız, vardır eminim aranızda çayı sevmeyenleriniz. Ama çaya olan sevdamızı sizlere de aktarmazsak haksızlık etmiş oluruz. Hem dertleşebildiğimiz hem muhabbet edebildiğimiz hem de her daim içimizi ısıtan bir şeyleri veya birilerini bulmak zor malumunuz. Ancak çay öyle bir yetişiyor ki imdadımıza bazen.. Oh be diyorum çay demlendi, rahatlamanın zamanı geldi. Sadece çayın kendisi değil çayın getirdiği insanlar, muhabbetler de cabası. Öyle dostluklara, sevdalara vesile oluyor ki unutmak imkansız.  Sözlerime çay ile ilgili çok sevdiğim bir söz ile son vermek istiyorum sevgili dostlar:  “Her şeyi salla ama çayı sallama.” Arkadaşlarınızla paylaşmak için… Diğer Yazılarımıza da Göz Atın Şebnem Ferah  Sanat & Kültür Hindistan